Üniversite kampüslerinde yükselen bir melodi, aslında öğrencilerin yüreklerindeki endişe ve sıkıntıyı dile getiriyor. Yüzlerce binlerce genç, hayallerindeki geleceği inşa etmeye çalışırken, ekonomik zorlukların acımasızlığı altında eziliyor. Emek Gençliği’nin gerçekleştirdiği kapsamlı bir araştırma, üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğunun asgari ücretin altında bir gelirle yaşam mücadelesi verdiğini, okurken borçlanmak zorunda kaldığını ve bu durumdan dolayı büyük bir hayal kırıklığına uğradıklarını ortaya koyuyor.
İstanbul’da 877 öğrenciyle yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, öğrencilerin yalnızca %32’sinin aylık 20 bin lira ve üzeri bir gelirle geçinmeyi başarırken, geri kalan büyük çoğunluğunun aylık 20 bin lira altında yaşamaya çalışıyor. Öğrenci evlerinde barınma ve beslenme giderleri, ortalama 27 bin 400 TL’yi aşarak öğrencilerin bütçesini ciddi şekilde zorluyor. Bu durum, öğrencilerin yaşam memnuniyetini de olumsuz etkiliyor; %61.5’i üniversite hayatından tatmin etmediğini belirtiyor. Bu tablo, gençlerin eğitim hedeflerine ulaşma yolunda karşılaştıkları engelleri ve sistemdeki eksiklikleri gözler önüne seriyor.
Araştırma, öğrencilerin sadece geçim sıkıntısıyla değil, aynı zamanda eğitim sistemindeki yetersizliklerle de mücadele ettiğini gösteriyor. Öğrencilerin %88.2’si ek gelir elde etmek amacıyla çalışıyor, ancak bu durum bile temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalıyor. Özellikle ikinci sınıftan itibaren %49’u borçlu hale geliyor ve bu oran çalışan öğrencilerde %63.8’e yükseliyor. Bu durum, gençlerin geleceğe dair umutlarını sarsarken, eğitim sisteminin de bu gençlerin ihtiyaçlarına cevap veremediği gerçeğini ortaya koyuyor.
Emek Gençliği’nin bulguları, öğrencilerin daha fazla burs, nitelikli yurtlar, uygun fiyatlı beslenme ve ulaşım imkanları gibi taleplerini dile getiriyor. Ailelerin ekonomik zorluklar karşısında gençlerine aktarabildikleri değerlerin azaldığını ve bursların yetersiz kaldığını vurgulayan uzmanlar, işçilerin ücretlerinin artırılması, burs ve barınma desteğinin sağlanması gibi taleplerin aciliyetini bir kez daha hatırlatıyor. Bu, sadece gençlerin değil, tüm toplumun geleceği için önemli bir uyarı niteliğinde.