Siyasi arenanın en ilginç ilginçlikleri, bazen fikir üretmek yerine, etkileyici görüntüler yaratmaya odaklanıldığında ortaya çıkar. Özgür Özel gibi isimler, meydan meydan dolaşırken, ‘mağdur’ imajını ön plana çıkarmak için otobüs, kürsü, mikrofon gibi araçları kullanıyor. Ancak bu yaklaşım, bir fotoğrafın ruhunu eksik bırakıyor; gerçek bir çözüm önerisi sunmak yerine, yalnızca mağduriyet karesini sunmaya odaklanıyor.

Zaman zaman, nostaljiyi bir araç olarak kullanarak, geçmişin sembollerini devreye sokulmaya çalışılıyor. Örneğin, Ecevit’in şapkası, traktöre binme gibi eylemlerle halkın dikkatini çekmek amaçlanıyor. Fakat bu tür yöntemler, tarihin acımasız bir gerçeğini yansıtıyor: Şapkayı takmak kolay, Ecevit olmak zordur. Liderlik, sembollerle kazanılmaz; inanç, irade ve milletin güvenine dayanmalıdır. Bir sembolü alıp ruhunu bırakmak, o sembolü kullanan kişiyi sadece bir kostüm haline getirir.

CHP’nin ‘değişim’ söylemi, aslında mevcut sistemin temel sorunlarını çözmekten uzak kalıyor. Sloganlar, afişler, sosyal medya etiketleri gibi görünüşte yenilikçi unsurlar, siyasetin özünü değiştirmiyor. Dün mağduriyet, bugün mağduriyet, yarın yine mağduriyet... Bu, inandırıcı olmayan bir senaryo. Aynı oyuncular, farklı senaryolarla halkın önünde sunuluyor. Muhalif ekranlarda, henüz tabelası olmayan partilere yüzde 60 gibi abartılı rakamlar gösteriliyor. Demek ki, artık seçimler, televizyon stüdyolarındaki alkışlar ve sosyal medya trolleri tarafından kazanılıyor.

Anketler, matematiksel gerçekleri ortaya koyarken, propaganda genellikle romantik vaatlerle halkı etkilemeye çalışır. Ancak sandık günü, hesap makinesi slogan dinlemez. En iyimser tabloda bile, yerel seçimlerde ulaşılan seviyenin gerisine düşülmüş durumda. Bir de, henüz kurulmamış bir partinin bile kimliği konusunda ortak bir fikir yok. Merkez sağ mı, sosyal demokrat mı, küreselci mi, milliyetçi mi, yoksa 'günün şartlarına göre' şekil değiştiren yeni nesil bir siyasi organizasyon mu? Kendi rotasını belirleyemeyenlerin Türkiye’ye rota çizmeye talip olması, pusulasını kaybetmiş bir kaptanın okyanusta sefer planı yapmasına benziyor. Türkiye’nin çok kutuplu dünyada daha bağımsız hareket etmeye çalıştığı bir dönemde, çözümü sürekli dış başkentlerin ilgisinde arayan bir siyaset anlayışının millet nezdinde karşılık bulması kolay görünmüyor. Siyasette bavulların da bir ağırlığı vardır: Yolsuzluk iddiaları, tartışmalar, soruşturmalar ve kamuoyunda oluşan güven bunalımı, o bavulu ağırlaştırır. Mevlânâ'nın şu sözü tam da bugünü anlatıyor: “Testinin içinde ne varsa dışına o sızar.”