İsrail’in parlamento sistemi, seçmenlerin doğrudan bir başbakan belirlemesini sağlamasa da, partilere verilen oylar milletvekili dağılımını doğrudan etkileyerek hükümet ihtimallerini şekillendiriyor. Bu nedenle, seçim gecesinin siyasi sonuçları ile hükümet kurma kapasitesi aynı anda değerlendirilmesi gerekiyor. Koalisyon ortaklarının birbirlerine dayattığı katı şartlar, matematiksel olarak mümkün görünen ittifakları fiilen imkansız hale getiriyor. Netanyahu’nun önündeki engel, sadece yedi sandalye açık değil; bu açığı kapatabilecek siyasi ortakların var olup olamayacağı da kritik bir faktör.

Normal şartlarda daha çok temsili görevler üstlenen Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, bu seçimde hükümet kurma sürecinde kritik bir konuma yerleşti. Seçimlerin ardından parti temsilcilerinin tavsiyelerini dikkate alacak olan Herzog, Knesset’ten güvenoyu alması en yüksek olasılığa sahip milletvekilini hükümeti kurmakla görevlendirecek. Ancak, bu ismin en fazla oyu alan parti lideri olması zorunlu değil. 2009’daki Kadima-Likud rekabeti ve Şimon Peres’in Netanyahu’ya görevi devretmesi, bu mekanizmanın siyasi sonuçlarını somut bir örnek olarak gösteriyor. Herzog’un karar vermesi, yalnızca kişisel bir takdir meselesi değil, aynı zamanda partilerin somut destek beyanlarını ve kurulabilir koalisyon olasılıklarını da kapsamalıdır.

Siyasi dengeler şu anda ikiye ayrılıyor: Bir yanda Netanyahu’nun sayısal olarak önde bulunan ancak çoğunluğu yakalayamayan sağ blok, diğer yanda değişim iddiası taşıyan, fakat ortak hükümet formülünde henüz uzlaşamayan muhalefet. Cumhurbaşkanının tarafsızlık yükümlülüğü, özellikle bu dengeli güçlerde görevlendirme kararını daha da hassas hale getiriyor. Bu hassasiyet, Arap listelerinin beklenenden yüksek oyla temsil edilmesiyle daha da belirginleşiyor. Arap partilerinin desteği, bir hükümetin kurulmasını sağlayabilecek önemli bir ağırlığa sahip olsa da, bu desteğin kabine içinde yer alıp almayacağı, güvenoyuna mı sunulacağı ya da belirli konularda iş birliğine dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz.

Seçim sonuçları, Arap listelerinin yükselişiyle birlikte, İsrail siyasetinde uzun süredir dışarıda kalan bir unsurun yeniden merkeze gelmesine neden oluyor. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un etrafında şekillenebilecek merkez sağ muhalefet seçeneği, bu partilerin desteği olmadan çoğunluğu sağlamakta ciddi zorluklarla karşılaşabilir. Ancak, Arap partileriyle hükümet ortaklığına ilişkin ortak bir tutumun oluşması, bu zorlukların aşılabileceğini gösteriyor. Bu durum, Netanyahu’nun Arap partilerinin kendi koalisyonunda yer alması seçeneğini fiilen dışlamasıyla da çelişiyor. Arap listelerinin liderinin “gerçek bir Yahudi-Arap ortaklığı” çağrısı, seçim sonrası pazarlıkların sadece sandalye paylaşımına indirgenmeyeceğini gösteriyor. Bu durum, İsrail’in uzun süredir devam eden siyasi ve toplumsal ayrışmalarının, yeni hükümetin kaderini belirleyebilecek bir düzeye ulaşmasına neden oluyor. Koalisyon çıkmazı, Netanyahu hükümetinin aşırı sağcı ortakları, yerleşimci şiddeti, tutuklulara yönelik kötü muamele iddiaları, Gazze savaşı ve müttefiklerle yaşanan gerilimler gibi sorunlar nedeniyle derinleşen siyasi ve toplumsal ayrışmalardan bağımsız değil. Cumhurbaşkanı Herzog’un toplumdaki sertleşmeye ilişkin uyarılarda bulunması ve ABD Başkanı Trump’ın Netanyahu’ya yönelik olumlu yaklaşımı da bu karmaşıklığı artırıyor.”}p>