Yarın, Cumhuriyetin 103. yıl dönümünü işaretleyecek. Bu, sokaklarda fener alaylarıyla yurttaş olmanın erdemlerini hatırlama fırsatı olacak. Ancak, Türkiye’nin Cumhuriyet Devrimi’nin mirasını yaşatan ilk yıllarından itibaren izlediği yolculuk, bugün, buruk bir kutlama eşliğinde, Cumhuriyetin özünden uzaklaşmış bir tabloya sahne oluyor. Anayasal düzenin çiğnenmesi, insan haklarına aykırı uygulamalar ve artan baskı, bu bayramın anlamını gölgelemekte.”
Türkiye’nin son dönemde yaşadığı siyasi ve toplumsal değişimler, Cumhuriyet’in temel ilkelerinin nasıl sarsıldığına dair çarpıcı bir resim çiziyor. AKP iktidarı döneminde, ‘Türk tipi başkanlık sistemi’nin kurulması, anayasal sınırlar ve hiyerarşik düzenin yeniden şekillenmesi, cumhuriyetin laik ve sosyal hukuk devleti ilkesine yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu durum, Cumhuriyet’in kuruluş amacını, yani halkın egemenliğine dayalı, özgür ve adil bir yönetim kurmayı hedefleyen vizyonunu büyük ölçüde yitirmesine neden oluyor. 29 Ekim, bu bağlamda, sadece bir tarihi dönüm noktasını kutlamakla kalmayıp, aynı zamanda Cumhuriyet’in geleceği için bir arayışın da başlangıcı olarak değerlendirilmelidir.”
Bu noktada, Prof. Dr. Örsan K. Öymen’in yaptığı değerlendirmeler, konunun kritik bir noktasına işaret ediyor. Rousseau ve Atatürk’ün düşüncelerine dayalı, devrimci siyasetçilerin 1789’daki Fransız Devrimi’ni ve ardından Atatürk’ün Türkiye’de benzer bir devrimi gerçekleştirerek monarşi, teokrasi ve feodalizmi ortadan kaldırmasını hatırlatan Öymen, kitlesel protesto eylemlerinin altında yatan temel soruyu ortaya koyuyor: “Bu ülkelerde, Türkiye’de olduğu gibi cumhuriyetin temel ilkelerine yönelik bir saldırı olmadığı halde, neden kitlesel protesto eylemleri gerçekleşmektedir?” Öymen’in cevabı ise, mevcut sistemin halkın egemenliğini yeterince sağlamadığı ve 1789’daki Yurttaş Hakları Bildirgesi’ndeki temel hakların henüz tam olarak hayata geçirilmediği gerçeğini vurguluyor. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı, düşünce özgürlüğü ve ekonomik eşitlik gibi unsurlar, tek başına halkın egemenliğine ulaşmak için yeterli değildir.”
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük sorun, kapitalist sömürünün ve emperyalizmin yarattığı sınıfsal eşitsizliklerdir. Bu eşitsizlikler, halkın temel hak ve taleplerini görmezden gelerek, kitlesel protesto eylemlerine ve toplumsal huzursuzluğa yol açmaktadır. Bu nedenle, sömürünün ortadan kaldırılması ve kapitalizm ile emperyalizmin kökten bertaraf edilmesi, Türkiye’nin geleceği için hayati önem taşımaktadır. Bu hedefe ulaşmanın tek yolu, sosyalist ve komünist ideallere dayalı, laik, antiemperyalist, kamucu ve emekten yana bir Cumhuriyet’in inşasıdır. 29 Ekim’i, bu yeni vizyonu hedefleyen bir çağrı olarak anlamak ve somut adımlar atmak, Cumhuriyet’in yeniden doğuşu için bir fırsat sunacaktır. İzmir Tabip Odası’nın düzenleyeceği etkinlikte, Engin Solakoğlu ve Deniz Sözüak ile birlikte bu konuyu daha da derinlemesine tartışma fırsatını kaçırmayın.”}