Türkiye İstatistik Kurumu’nun son verileri, işgücü piyasasında ciddi bir gerginliğin hakim olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Eylül ayında işsizlik oranları bir önceki aya kıyasla belirgin bir artış göstererek yüzde 8,4'e yükseldi. Bu artış, sadece genel bir işsizlik trendi değil, aynı zamanda cinsiyetler ve yaş grupları arasındaki farklılıkları da gözler önüne seren karmaşık bir tablo sunuyor. Erkekler için işsizlik oranı yüzde 6,9 iken, kadınlar için bu oran yüzde 11,3'ü aşarak yeni bir rekor kırdı.

En çarpıcı detay ise 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun durumu oldu. Bu kesimde işsizlik oranı, bir önceki aya göre 1,6 puanlık bir artışla yüzde 14,8'e yükseldi. Bu oran, erkekler için yüzde 10,4 ve kadınlar için yüzde 23,3'ü bulurken, gençlerin işgücüne tam olarak entegre edilemediği, hatta iş arama motivasyonlarının sarsıldığına işaret ediyor. Bu durum, geleceğin iş gücünün potansiyelini tam olarak kullanılamaması anlamına geliyor.

Geniş tanımlı işsizlik rakamları da durumun ciddiyetini daha da vurguluyor. Zamanla eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve atıl işgücü gibi unsurların bir araya gelmesiyle gerçek işsizlik oranı yüzde 31,2'ye ulaşmış durumda. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK-AR) yaptığı tahminler, 2026 yılına kadar geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyon 762 bin kişiye ulaşacağını öngörüyor. Bu, ülkenin demografik yapısının ve ekonomik geleceğinin önemli bir sorunu.

Bu tabloyu daha da buruklatan unsur ise, işsizlik ödeneğinden faydalanabilenlerin azlığı. DİSK-AR’ın raporuna göre, resmi olarak işsiz ilan edilmiş olanların sadece yüzde 16,3'ü işsizlik ödemelerinden yararlanırken, geri kalan yüzde 83,7'si bu yardımdan mahrum kalıyor. Yaklaşık 2,5 milyon işsizin ise işsizlik ödemelerine erişim hakkı elinden alınması, işsizliğin etkilerini daha da derinleştiriyor ve ekonomik kırılganlığı artırıyor. Bu durum, sosyal güvenlik sistemlerinin işsizlikle mücadelede yetersiz kaldığını da gözler önüne seriyor.