Diyarbakır’ın volkanik zenginlikleriyle şekillenmiş arazileri, adeta doğanın laboratuvarı gibi, benzersiz bir ürünün ortaya çıkışına tanıklık ediyor: Karacadağ pirinci. Bu tescilli ürün, sadece toprağının verimliliğini değil, aynı zamanda volkanik arazilerin sunduğu özel koşulları da bünyesinde barındırıyor. Mart-Nisan aylarında, sürülmemiş tarlaların arasında tohumlanarak, taşların arasında kök salan bu pirinç, adeta doğanın en zorlu şartlarına meydan okuyarak eşsiz bir aromatik deneyim sunuyor.

Eteklerinde gelen kar ve yağmurun bereketli etkisiyle beslenen Karacadağ pirinci, göletlerde toplanan özel suyla sulanıyor. Ekim ayından itibaren hasat dönemi başlıyor. Ancak bu yıl, mevsimsel yağışlar hasadın zamanlamasını aksatırken, aynı zamanda ürünün kalitesini de düşürdü. Üretici Mustafa Çubuk, yaklaşık 500 dönüm arazide yapılan ekimin, beklenmedik hava koşulları nedeniyle ciddi oranlarda zarar gördüğünü ifade etti. Bu zorluklara rağmen, Karacadağ pirincinin eşsiz lezzeti ve organik yapısı, hem yurt içi hem de yurt dışı pazarlarda büyük ilgi görüyor.

Mustafa Çubuk, arazilerini değerlendirerek insanlarına istihdam imkanı sağlarken, Karacadağ pirincinin kendine has özelliklerini vurguluyor: “Sürülmeyen tarlada, taşların arasında yetişen bir pirinç. Bu pirincin lezzetini tadan başka pirinç yiyemez. Çünkü bunun lezzeti bambaşka bir dünyadır.” Mehmet Çubuk ise pirincin suyunun Karacadağ’dan geldiğini ve bu toprakların pirinci değiştirdiğini belirterek, her bir tohumun bir evlat gibi sevildiğini ve biçildiğini ekledi. Ancak yağışların getirdiği zorluklar, pirinç üretiminde önemli kayıplara neden oldu.