Hukukun Sınırlarını Zorlayan Bir Gerçeklik: İstanbul Barosu’nun Acil Uyarıları
İstanbul Barosu’nun 128. Genel Kurulu, Türkiye’nin hukuk sistemine yönelik giderek artan endişeleriyle sonuçlandı. Cumhuriyetçi Güç Birliği ittifakının adayı Prof. Dr. Ümit Kocasakal, seçimi kazandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, ülkenin mevcut durumunu son derece kritik bir dille tanımladı. Kocasakal, Türkiye’nin hukuk devleti ilkelerinden sapışarak, gözaltı ve tutuklama cenderesine girdiğini, Anayasa’nın fiilen askıda kaldığını ve yargı bağımsızlığının ciddi şekilde zedelenmiş olduğunu vurguladı.
Kocasakal’ın açıklamaları, yargıda yaşanan derin sorunları ve hukukun üstünlüğünün zedelenmesini çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Dördüncü kez İstanbul Barosu Başkanı olarak, önceki dönemlerdeki Türkiye ile bugünün arasında, kurumların ve kuralların aşındırıldığı, toplumsal değerlerin sarsıldığı ve hukukun fiilen askıda olduğu açık bir fark olduğunu savundu. AYM kararlarının mahkemeler tarafından tanınmaması, Yargıtay ceza dairesinin bu kararlara uymaması, adaletten, hukuktan ve hukukun üstünlüğünden söz etmenin masal anlatmaktan öteye geçmediği gibi, hukukun uygulanmasında yaşanan çöküşü gözler önüne serdi.
Kocasakal, hukukun araçsallaştırılmasına, soruşturma yetkisinin silah gibi kullanılmasına, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına ve ifade özgürlüğünün engellenmesine dikkat çekerek, Türkiye’nin bu durumdaki en büyük acelesini vurguladı. Hukuk normlarının eğilip bükülerek kullanılması, savcılığın hüküm makamı gibi davranması ve hâkim güvencesinin güvencesizliğin kaynağı haline gelmesi, ülkeyi gözaltı ve tutuklama cenderesine sürükledi. Hukuk güvenliğinin bu denli ağır bir şekilde yok edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan bu yana yaşadığı en ağır değer ve hukuk krizidir.