Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, güncel yargı süreçleri ve medya özgürlüğü konusundaki endişelerini dile getirirken, özellikle gazeteci İsmail Saymaz’ın yaşadığı sıkıntı üzerine dikkat çekti. Yıllarca medya ilişkileri sorumluluğu üstlenen Arınç, Saymaz’ın ev hapsine düşmesiyle ilgili değerlendirmesinde, “Bu durum beni hem derinden üzmüş hem de adeta utanç verici bulduğumu belirtmek isterim,” şeklinde konuştu. Bu durumun, basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olduğunu vurguladı.

Arınç, geçmiş dönemde TRT, Anadolu Ajansı, RTÜK gibi kurumların sorumluluklarını yerine getirirken, gazetecilerin ifade özgürlüğünün engellenmemesi gerektiğinin altını çizdi. Özellikle, Saymaz’ın televizyona bağlanarak fikirlerini paylaşamaması ve yazı yazma yetkisinin kısıtlanması gibi detaylara odaklanarak, bu uygulamanın gazetecilik mesleğinin temel prensiplerine aykırı olduğunu savundu. ‘Gazetecilik faaliyetleri ile suç teşkil eden eylemler arasında ayrım yapılması kabul edilemez,’ diyerek, basın özgürlüğünün ifade özgürlüğü ile ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı. Bu noktada, Ergenekon soruşturması sürecinde yargılanan Nedim Şener, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal gibi isimlere verdiği destekleri hatırlatarak, benzer durumlarda hukukun üstünlüğüne ve adil yargılanmaya önem verdiğini ifade etti.

Arınç, Saymaz’ın durumunu, kapısı kilitli bir türbe gibi, dış dünyadan koparılmış bir insan benzeterek, bu trajik ironiyi özellikle vurguladı. İktidarın, eleştirel düşünceyi ve sorgulayıcı bir kamuoyu yaratmayı engelleyici uygulamalarına karşı duruş sergilediğini belirterek, toplumun farklı görüşlere sahip gazetecilerinin varlığının, doğru ve güvenilir haberlerin alınması için elzem olduğunu ifade etti. ‘Ne mutlu ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var’ şeklindeki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın benzer bir söylemini de hatırlatarak, bu yaklaşımın gazetecilere yönelik bir anlayış ve hoşgörü ile desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Arınç, haberin doğruluğunun, dürüstlüğünün ve etik ilkelerin, gazetecilik mesleğinin temel taşları olduğunu, bu değerlerin korunmasının toplumsal demokrasinin sağlıklı işlemesi için de kritik önem taşıdığını ekledi.

Son olarak, Arınç, Saymaz’ın adli kontrol şartının, gazetecilerin ifade özgürlüğünü kısıtlayan ve basının bağımsızlığını zedeleyen bir uygulama olarak değerlendirildiğini, bu tür uygulamaların önüne geçilmesi için gerekli adımların atılması gerektiğini vurguladı. Bu süreçte, hem hukukun üstünlüğünün korunması hem de basın özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiğinin altını çizdi. Bu durumun, basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir saldırı olarak görüldüğünü belirtirken, Saymaz’ın durumunun, sadece bir gazetecinin değil, tüm medya çalışanlarının ve kamuoyunun vicdanında yer etmesi gerektiğini ifade etti.”} Sürekli olarak tek bir bakış açısına sahip olmanın, gerçeklerin tam olarak anlaşılmasını engelleyebileceğini de ekledi.