Kadir İnanır’ın hayatı ve mirası, sanat dünyasına damgasını vurmuş bir yıldızın hikayesi kadar karmaşık ve düşündürücü. 1973’ten 2025’e uzanan bu uzun süreçte, sanatçının en yakınlarından Jülide Kural’a bıraktığı miras, beklenmedik tartışmalara ve sorulara yol açtı. Dayı ve yeğen arasındaki ilişki, vasiyetin detayları ve çevrenin tepkileri, mirası paylaşma sürecinde önemli bir dönüm noktası oluşturuyor.
İlkokul yıllarından itibaren dayı-yeğen bağının ne kadar güçlü olduğunu anlatan Levent İnanır, sanatçının hayatındaki rolünü anlatırken duygusal bir ton kullanıyor. 2025 yılında hastanede yattığı dönemde dayısının ona ‘Levent benim oğlum’ demesi, bu ilişkiyi ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. 1973’ten 1984’e kadar birlikte yaşadıkları, sinema dünyasına ilk adımı atmasında dayısının etkisini vurgularken, vasiyetin içeriğiyle ilgili endişelerini dile getiriyor. “Hissemi paylaştır” ifadesiyle kendisine verilen vekalet, vasiyetin ne kadar şüpheli olduğunu gösteriyor.
Vasiyetname, müze yapımı gibi önemli projeler için Jülide Kural’a yetki vermesiyle büyük bir tartışma yaratıyor. Dayının arşivi, filmlerde kullandığı aksesuarlar ve ödüller dahil birçok eşyası için müze yapma isteğini yerine getirmemesi, vasiyetin ne kadar mantıklı olmadığına işaret ediyor. Fatsa’daki 200 yıllık ata toprağının da Jülide Kural’a bırakılması, dayının hassasiyetini ve mirası paylaşma konusundaki farklılıklarını ortaya koyuyor. Ayrıca, vasiyetin içerdiği “eğer Jülide Hanım dayımdan önce ölürse, dayımın malları 3 vakfa kalacakmış” gibi absürt bir madde, mirası paylaşma sürecine yeni bir boyut getiriyor.