Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) finansal durumu, uzun süredir dikkat çekmekte olan bir konu. Kurumun devasa borç yükü, 700 milyar lirayı aşarak inşaat sektöründe ciddi bir gerginliğe yol açmış durumda. Bu durum, yüklenici firmaların ödeme beklentilerinin gecikmesiyle birleşince, birçok müteahhitin iş yapma kapasitesini ciddi şekilde etkilemiş, hatta felaketlere sürüklemiş gibi bir tablo ortaya çıkmış durumda.

Son dört aylık hakedişlerini tahsil edemeyen birçok firma, finansal girdabın içinde kıvranırken, TOKİ’nin 2026 yılı bütçesindeki ödeneklerin tükenmesi, bu gecikmelerin temel gerekçesi olarak sunuluyor. Bu durum, müteahhitlerin projelerini tamamlayamamasına ve ciddi zararlara uğramasına neden oluyor. Kurum yetkilileri, borcun büyüklüğü konusunda iddiaların abartılı olduğunu savunsa da, sektördeki belirsizlik ve ödeme gecikmeleri, müteahhitler arasında derin bir güvensizliğe yol açmış durumda.

Bu karmaşık ortamda, İMAJ Yapı’nın sahibi Levent Cankurtaran’ın trajik sonu, sektördeki ekonomik baskının en vahşi örneğini temsil ediyor. TOKİ’ye ait hakedişlerini alamayan Cankurtaran, psikolojik olarak çökmüş ve hayatını sonlandırmış. Bir hayatın son bulmasının sorumlusu olarak TOKİ’nin mali politikaları ve ödeme süreçleri eleştiriliyor. Cankurtaran’ın, Ankara, Eskişehir, Manisa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiği büyük inşaat projeleri, şimdi bir trajediye dönüşmüş durumda.

Benzer bir olay da Ankara Mamak’ta 1.186 konut inşaatı üzerinde çalışan Sinan Pala’nın başına geldi. Hak edişlerini alamayan Pala, TOKİ uzmanı Kemal S. tarafından dolandırıldı. Uzman, müteahhidi yanıltarak, kurumdan ‘olur’ yazıları çıkaracağı vaadiyle manipüle etti. Pala, ödemelerin gelmemesi nedeniyle değerli araçlarını ve hatta bir dairesini satmak zorunda kalırken, dolandırıcılıktan şikayetçi oldu. Bu vakalar, TOKİ’nin mali yönetimindeki açıkları ve sektördeki riskleri gözler önüne seriyor. Bu tür olayların önlenmesi için daha şeffaf ve hızlı ödeme süreçleri hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor.