Türkiye’nin modernleşme macerasında, Avrupa’nın aydınlanma hareketlerinden ilhamla şekillenen bir dönüşüm süreci göz önünde bulundurulduğunda, bu süreç sadece bir bilgi devrimi değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi bir devrimdir. Rönesans ve Reform akımlarıyla birlikte ortaya çıkan bu düşünce hareketleri, Immanuel Kant’ın ‘İnsanın kendi isteğiyle düştüğü ergin olamama durumundan kurtulması’ ifadesiyle özetlenebilecek bir paradigma değişimini temsil etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılda başlayan modernleşme çabaları, Tanzimat Fermanı’nın ardından yayılan bu aydınlanma esintisiyle, 20. yüzyılda Atatürk liderliğindeki Kurtuluş Mücadelesi ve Cumhuriyet’in kuruluşuyla keskin bir dönüşüm geçirmiştir.
Bu devrimsel süreç, 1789 Fransız Devrimi’ndeki ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ gibi idealleri, milliyetçilik ilkelerini ve Atatürk’ün Laik Cumhuriyet ve ulus-devlet anlayışını da içine alan geniş bir çerçevede şekillenmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaşamın temel mekanizması olan diyalektik süreci somut yansıtan bir lider olarak, Picasso’nun “Her yaratıcı hareket, öncesinde bir yıkımla başlar.” sözünü hatırlatarak, çöküşün ardından yeniden doğuşun öncüsü olmuştur. Bu yeniden doğuş, 1923’te Meşrutiyet yönetiminin kurulması, İmparatorluğun dağılması ve ‘Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin ardından Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle şekillenmiştir. Atatürk, bu süreçte ulus-devletin ilk cumhurbaşkanı olarak, stratejik vizyonu, entelektüel bakış açısı, liderlik vasıfları ve ileri görüşlülüğüyle Türkiye’nin kaderini belirlemiştir.
Atatürk’ün mirası, sadece Türkiye’nin modernleşmesinde değil, dünya siyasetine de önemli bir etki yaratmıştır. Maurice Duverger gibi dünya toplumsal mücadeleler tarihçileri, bu mücadeleleri iki ana başlık altında toplamıştır: 19. yüzyılda Batı Avrupa’da kesifleşen sosyal sınıf mücadeleleri ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde gerçekleşen Ulusal Kurtuluş Mücadelesi. Atatürk’ün düşünceleri, Hint yarımadasından Mısır’a, Küba’dan Güney Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada karşılığını bulmuş, çağdaş uygarlık düzeyi hedefine ulaşma yolunda ilham kaynağı olmuştur. “Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur…” sözleriyle ifade ettiği bu düşünce, sömürge olmamak ve kendi ulusal kültürüyle çağdaş uygarlık arasında denge kurmak gibi temel prensipler, Türkiye’nin modernleşme yolculuğunu şekillendirmiştir.
Atatürk’ün kurucu ve inşa edici yönü, her zaman toplumda gençleri öne çıkarmış, geleceği gençlere emanet etmiştir. Değişimi güvence altına almaya çalışarak, Türkiye’nin modern ve çağdaş bir ülke olma hedefini gerçekleştirmiştir. “Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.” sözü, Türkiye’nin uluslararası arenada hak ettiği konuma ulaşmasının önünü açmıştır.”}ص
”}