Sanatın evrensel dili, her bireyde farklı yankılar uyandırır. Bir eser karşısında durduğumuzda, sadece renklerin ve formların değil, aynı zamanda kendi geçmişimizden gelen duygusal izlerin ve düşüncelerin etkileşimine tanık oluruz. Bir resmin önünde neden dururuz? Renklerine mi tutuluruz, anlattığı hikâyeye mi, yoksa kendi geçmişimizden bir şeyler mi buluruz onda? Bazen hiçbirini bilmeyiz. Yalnızca bakarız. Sanatçının dünyasıyla belleğimiz arasında görünmeyen bir bağ kurulur.

Son zamanlarda düzenlenen ArtNouva Sanat Fuarı, bu merakımızı gidermemize yardımcı olacak bir fırsat sunmuştu. Fuarda, resim, heykel, seramik, fotoğraf gibi birbirinden farklı sanat anlayışlarını aynı mekânda görmek, sanatsal çeşitliliğin zenginliğini bir kez daha ortaya koyuyordu. Sergiler arasındaki geniş koridorlar ve dikkatlice düzenlenmiş alanlar, eserlere odaklanmamızı ve sanatsal etkileşimleri derinlemesine anlamamızı sağlıyordu. Fuarın atmosferi, izleyiciyi yormadan sanatla baş başa bırakmayı amaçlayan, iyi bir sergileme anlayışının bir örneğiydi.

Fuarın en dikkat çekici eserlerinden biri Funda Açıkgöz’ün resimleriydi. Resimlerde, Frig uygarlığının hikayeleri günümüzün sanatsal diliyle anlatılmıştı. Kadınların giysilerindeki karmaşık işlemeler, hayvan figürleri ve doğadan ilham alan semboller, Anadolu’nun eski inançlarına ve kültürel mirasına göndermeler içeriyordu. Binlerce yıl önce bu topraklarda yaşamış insanların söylenceleri, resmin içinde yeniden hayat bulmuştu. Bu eser, sanatın sadece estetik bir deneyim değil, aynı zamanda tarih ve kültürle bağ kurmanın bir yolu olduğunu gösteriyordu.

Benim için fuarın en özel anlarından biri, Ozan Sağdıç’ın siyah beyaz fotoğrafları sergisinde geçirdiğim zamandı. Yazarların, sanatçıların ve düşünürlerin portrelerini yakalamış, onların özgünlüklerini ve kişiliklerini ortaya koymuştu. Sağdıç’ın insanlarla kurduğu yakın ilişkiler ve portrelerdeki ışık, bakışlar ve detaylara verdiği önem, onun sanatçı kimliğinin sadece teknik becerilerle değil, aynı zamanda insanları anlama ve onlarla empati kurma yeteneğiyle de şekillenmiş olduğunu gösteriyordu. Bu portreler, sadece bireylerin değil, aynı zamanda bir dönemin kültürel ve sanatsal belleğinin de bir yansımasıydı.