İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının 59’uncu duruşması, mahkeme salonunda adeta bir şok dalgası yarattı. Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, uzun süren gözaltından sonra ilk kez hakim karşısına çıktı. Ongun’un savunması, sadece iddianamenin siyasi temellere dayandığına dair iddialarla sınırlı kalmadı; aynı zamanda önemli isimlerin dosyanın akışı üzerindeki etkilerini de gözler önüne serdi.
Ongun, savcılığın şüphelilere uyguladığı çifte standartı kınarken, iktidar çevrelerine yakın isimlerin iddianameden cımbızla çıkarıldığını savundu. Özellikle, dosyanın merkez figürü olan eski milli futbolcu Rıdvan Dilmen’in neden sanık yapılmadığına dair soruları, davaya dair belirsizlikleri ve potansiyel siyasi manipülasyonları da gündeme getirdi. Ongun’un bu soruları, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve davanın karmaşıklığını daha da artırdı.
Savunmasının en dikkat çekici noktalarından biri, tanık olan Alper Aydın’ın savcılığa sunduğu dilekçede Rıdvan Dilmen ile ortaklığını gizlediği iddiasıydı. Aydın’ın bu itirafı üzerine, Dilmen’in ifadeye çağrılmaması, dosyadaki çifte standardın en bariz örneği olarak değerlendirildi. Ongun, bu durumun, aynı zamanda Hayri Baraçlılar, İlbaklar gibi isimlerin dosyanın dışında kalmasının nedenlerini de sorgulamaya davetiye çıkardı. ‘Neden bazı isimler yasalar önünde eşit değil?’ sorusu, davada adaletin sağlanması için önemli bir kriter olarak öne atıldı.
Son olarak, Ongun, Türkiye’deki hukukun eşitliği ve adil yargılanma hakkı üzerine yaptığı güçlü ifadelerle, adaletin sağlanmasının önündeki engelleri işaret etti. ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve bunun cevabını istiyorum’ sözleri, hukukun üstünlüğüne olan inancın ve adaletin sağlanması için verilen mücadeleyi vurguladı. Mahkeme salonundaki bu tartışmalı savunma, İBB Davası’nın sadece bir uyuşmazlığı değil, aynı zamanda Türkiye’nin hukuk sistemine dair önemli soruları da beraberinde getirdi.”} p>