Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda gerçekleştirilen ‘Gönül Elçileri Koruyucu Aile Vizyon Çalıştayı’nın kapanış programına katılan Emine Erdoğan, toplumsal dayanışmanın ve özellikle koruyucu ailelerin kritik rolünü bir kez daha gözler önüne seren çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Bu önemli platformda, insanlığın en değerli varlıkları olan çocuklara emanet olma sorumluluğunun ne kadar derin ve anlamlı olduğunu vurgulayan Erdoğan, koruyucu ailelerin bu yolculukta kahramanlığını coşkuyla övdü.

Programda dile getirdiği konuşmada, 14 yıldır koruyucu ailelerle yürüttükleri bu kutsal mesleki yolculuğun, her adımında insanlığın en güzel örneklerini sergilediklerini ifade etti. Bir çocuğun kırılgan kalbini yeniden tamir etme, umutla doldurma çabaları, Erdoğan’a göre, toplumun en değerli mirasının bir parçasıydı. Koruyucu ailelerin, aile kavramının en savunmasız ve ihtiyaç sahibi üyelerine hayat verebileceğinin ve toplumsal refahın temelini oluşturabileceğinin altını çizdi. Özellikle, savaş mağdudu, engelli veya özel ihtiyaçları olan çocuklar gibi gruplara yönelik koruyucu ailelerin, insanlığın en değerli emanetlerine sahip çıkma sorumluluğunu yerine getirdiğini belirtti.

Erdoğan, şu anda 9 bin 277 koruyucu aile aracılığıyla 11 bin 22 çocuğa emanet olan Türkiye’nin, bu alandaki başarısıyla gurur duyduğunu vurgularken, geleceğe dair umutlu projeksiyonlar sundu. “İnanıyorum ki koruyucu aile sayımız katlanarak artmaya devam edecek” diyerek, bu sayının artışının, toplumun genel refahı ve insanlığın ilerlemesi için bir kilometre taşı olacağını ifade etti. Ayrıca, koruyucu ailelerin, 86 milyonluk Türkiye ailesinin bir parçası olduğunu ve bu ailenin değerlerini, kültürlerini ve inançlarını gelecek nesillere aktarma konusunda kritik bir rol oynadığını da ekledi. Bu bağlamda, Darüşşafaka, Darüleytam, Himaye-i Eftal gibi sivil toplum kuruluşlarının da bu misyonu desteklediğini ve toplumun en dezavantajlı kesimlerine ulaşma konusunda önemli bir rol oynadığını vurguladı.

<

Konuşmasının son bölümünde, koruyucu ailelerin, çocukların hayatlarının en kırılgan dönemlerinde onlara destek olarak, onlara güven ve umut aşıladığını ifade etti. Bu süreçte, çocuklarımızın sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarına da cevap vermek gerektiğini, bu sayede çocukların sağlıklı ve mutlu bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunabileceğimizi vurguladı. ‘Gelin onlara hayatlarının bu en kırılgan dönemlerinde yalnız bırakmayalım’ çağrısıyla, toplumu koruyucu aileler konusunda daha fazla destek vermeye teşvik etti. Ayrıca, Türkiye’nin, Hazreti Mevlana’nın ‘İyiler geçip gittiler, iyi adetleri kaldı’ sözünü hatırlatarak, iyiliklerin ve erdemlerin gelecek nesillere aktarılması konusunda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeleri gerektiğini de ekledi.”}p>