Adana’nın kalabalık Yurt Mahallesi’nde yaşanan ve 63 canımızı yitirmesine sebep olan Tutar Yapı Sitesi’nin yıkımı, Türkiye’nin en büyük trajedyelerinden biri olarak tarihe geçmiş durumda. Bu felaketin ardından başlayan, 3 yıl 8 ayın hesabına eklenen kamu görevlileri soruşturması, adeta bir belirsizlik sürecine dönüşmüş. Soruşturmanın merkezinde, binanın yapım aşamasındaki denetimlerin yetersizliği ve belediye tarafından atanan personelin sorumluluğunun belirlenememesi yer alıyor.

İnşaat mühendisinin hazırladığı ilk rapor, belediye yapı kontrol biriminin binanın yapım sürecinde kusurlu olduğu yönünde bir değerlendirme sunmuştu. Ancak, müşteki avukatlar tarafından bu rapor üzerine itiraz edilmiş ve teknik bir inceleme için Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne talep edilmişti. Savcılığın bu talebi yerine getirerek dosyayı üniversiteye göndermesiyle birlikte, soruşturmanın yeni bir boyut kazanması bekleniyordu. Üniversite heyetinin hazırladığı bilirkişi raporu, binanın yapımındaki eksiklikleri ve hataları ortaya koyarken, aynı zamanda kritik bir sorunu da gündeme getiriyor: Sorumluluk kimde?

Bilirkişi raporu, belediye tarafından yapılan denetimlerin yeterince etkili olmadığını, özellikle çatı katının konuta dönüştürülmesinden ve zemin, birinci kattaki tadilat ve değişikliklerden sorumlu personelin belirlenememesinden dolayı bir ‘denetim boşluğu’ oluşturduğunu vurguluyor. Raporda, belediye tarafından bu tür uygulamaların tespit edilip gerekli idari işlemlerin yapıldığına dair bir kanıtın bulunmaması, belediye biriminin denetim ve müdahale yükümlülüğünü yerine getirmediği yönünde bir değerlendirme yapılmasına neden oluyor. Bu durum, belediyenin ‘kusur’lu olarak kabul edilmesine yol açıyor, ancak soruşturmanın en büyük sorunu, bu kusuru gerçekleştiren personelin kim olduğu konusundaki belirsizlik.

<

Soruşturmanın uzaması ve sorumluların belirlenememesi, adalet arayışını da zorlaştırıyor. Müşteki avukatlarından Gülsüm Özdoğru, sürecin uzunluğuna ve sorumluların tespit edilememesine yönelik eleştirilerini dile getirerek, “Adil yargılanmanın bir gereği de makul sürede yargılamadır ancak 3 yıl 8 aydır boş boş bekliyoruz. Oysa İçişleri Bakanlığı müfettişleri denetiminden geçti, Bölge İdare Mahkemesi denetiminden geçti. Daha önce de Karadeniz Teknik Üniversitesi raporu, kamu görevlilerinin kusurlu olduğunu tespit etti. Eğer hangi kamu görevlilerinin kusurlu olduğunu da bilirkişiler belirleyecek ise ‘Kararı da onlar versin’e doğru gidiyoruz izlenimi oluşuyor insanlarda. Sanırım artık tek çare Alo 135’i aramak…” şeklinde açıklama yapmıştı. Bu durum, yalnızca mağdur ailelerini değil, tüm toplumu da tedirgin ediyor. Soruşturmanın bir an önce sonuçlanması, adaletin yerini bulması ve benzer trajedilerin tekrar yaşanmaması için hayati önem taşıyor.