Çocukların sosyal gelişiminin temelinin atıldığı okul ortamı, aynı zamanda acı verici deneyimlere de sahne olabiliyor. Yeni bir araştırmaya göre, Türkiye’de akran zorbalığının yüzde 95’i okul duvarları içinde başlıyor ve derin izler bırakıyor. Bu durum, sınıf ortamının çocukların güvenli ve sağlıklı gelişimini desteklemek yerine, en riskli alanlardan biri olduğunu gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre, çocukların yüzde 67’si zorbalığa uğradıklarında sınıflarda bulunuyor, bu da sınıflar arasındaki dinamiklerin ve etkileşimlerin bu tür davranışların yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadığını işaret ediyor.

TEGV ve LC Waikiki’nin ortaklaşa yürüttüğü ‘Yaşamsal Gelişim Yolculuğu’ Eğitim Programı, çocukların duygusal ve sosyal becerilerini geliştirmeyi hedefliyor. Üç aşamalı bu program, birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar olan öğrencilere yönelik olarak, oyunlar, grup çalışmaları ve deneyim paylaşımı gibi yöntemlerle öğrenme sürecini destekliyor. Program, çocukların kendilerini tanımalarını, duygularını ifade etmelerini ve farklılıklara saygı duymalarını teşvik ederek, onlara geleceğe hazırlıklarını sağlıyor. Programın sonunda çocuklar, edindikleri bilgileri ve deneyimlerini yansıtan kişisel ‘Öz Keşif Müzesi’ni oluşturuyorlar.

Son yapılan bir araştırmanın bulguları, çocukların duygusal zafiyetine dair endişeleri daha da derinleştiriyor. Araştırmaya göre, anne-babaların yüzde 85’i çocuklarının sevindiklerinde hem duygularını hem de bunun nedenini anlattığını belirtirken, öfke durumunda bu oran yüzde 63'e düşüyor. Bu durum, ebeveynlerin çocuklarının duygularını anlamaya ve onlarla empati kurmaya önem verdiğini gösteriyor. Ancak, her 10 çocuktan 3’ü öfke ve hayal kırıklığında sakinleşmekte zorlanıyor ve ekran süresi uzadıkça bu zorluklar daha da artıyor. Bu durum, özellikle ekran başında geçirilen zamanın çocukların duygusal düzenlerini nasıl etkilediğini vurguluyor.