Kiralık araç alım satımında yaşanan karmaşık durumlar, tüketicilerin karşılaştığı önemli bir sorun haline gelmektedir. Özellikle araçların iade edilmesinden sonra ortaya çıkan hasar iddiaları, alıcı ve satıcı arasında uzun süren ve mali açıdan külfetli süreçlere yol açabilmektedir. Bu süreçte, araçların teslimi öncesinde detaylı bir inceleme yapılmaması, hasarların belgelenmemesi gibi faktörler, tüketici haklarını zedeleyebilmektedir.

Bahçelievler’de yaşanan çarpıcı örnekte olduğu gibi, bir kiralık aracın arka tamponunda oluşan göçük için kiralayan şirket, müşteriden 25 bin lira talep etmiştir. Müşterinin kendi aracındaki tamirci tarafından hazırlanan fiyat ise 5 bin lirayı geçmemiştir. Şirketin, bu hasarı kendisi yaptırmayı reddetmesi, taraflar arasında mahkemeye çıkma kararına yol açmıştır. Bu olay, hasarın ciddiyetinin ve onarım maliyetinin önceden tespit edilmesi ve belgelendirilmesinin ne kadar kritik olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu tür durumlarda, kiralama sözleşmelerinin detaylı bir şekilde incelenmesi ve sözleşmedeki hasar, sigorta, depozito ve ek ödeme koşulları gibi maddelerin tüketiciye iyi anlatılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, tüketicilerin araçları teslim alırken mevcut hasarları fotoğrafla veya videoyla kaydetmesi, tutanağa geçirilmesi ve iade sırasında da aynı kayıtları tutması, ileride yaşanabilecek anlaşmazlıkları önleyebilir.

Yasal düzenlemeler de bu konuda önemli bir rol oynamaktadır. 2027 yılında yürürlüğe girecek yeni düzenlemeler, araç kiralama sektöründe hasar bedelinin bağımsız bir ekspertiz raporuyla belgelenmesini zorunlu kılacak ve teslim ve iade belgelerinde yer almayan hasarlar için ücret taleplerine sınırlama getirecektir. Tüketici haklarını koruma konusunda uzman avukat Selim Candoğan, bu tür durumlarda tüketicilerin dava sürecinin uzunluğu ve masrafları nedeniyle hak arayışından vazgeçmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Teslim tutanağı, fotoğraf, video ve ekspertiz raporları, hak arama sürecinde önemli delil niteliğindedir.