Günümüz siyaseti, Jean Teulé'nin 'İntihar Dükkânı' romanındaki Tuvache ailesinin karanlık iş modeline benzer bir çarpıklıkla şekilleniyor. Bu modelde, toplumun iyiliğini değil, aksine yıkım ve felaket arayışı, bir ticari stratejiye dönüşmüş durumda. Neşe, mutluluk, iyi niyet gibi kavramlar, bu zihniyetin gözünde sadece ‘sabotaj’ olarak algılanıyor.

Bu durum, sadece eleştirel bir bakış açısıyla açıklanamaz. Bu, ‘felaket sevdası’ olarak tanımlanabilecek, temel bir dünya görüşüne dönüşmüş bir eğilmedir. Bu eğilim, bireyin ekmek kapısı arayışını geçerek, kendi varoluşunun temelini felaket beklentisine oturtmasına neden oluyor. Bu, sıradan bir muhalif refleksle açıklanabilecek bir durum değil, daha derin ve tehlikeli bir kökene sahiptir.

Bu felaket arayışının en çarpıcı örnekleri, bazı kesimlerin, Fetullah Gülen’in ‘Evlerinize ateşler yağsın’ bedduasıyla beslenerek, toplumsal sorunları kendi çıkarları için kullanmasıdır. ‘Malatya’da bu yıl kayısıları don vurdu, hiç kayısı yok!’ veya ‘Trafik kazaları arttı…’ gibi irrasyonel ifadelerle, gerçek sorunlara çözüm üretmek yerine, sadece yıkımı ve çaresizliği körüklemektedirler. Bu durum, sadece bireysel bir davranış kalıbı değil, toplumsal bir hastalık olarak da değerlendirilmelidir.