Sahneye ilk adımını çocukluk yıllarında atan Asena Keskinci, oyunculuk alanındaki yolculuğunu, konservatuvar eğitiminden itibaren büyük bir ustalıkla şekillendirdi. 'Kızılcık Şerbeti'nin ‘Çimen’ rolüyle ekranlara yansımasının ardından, Habertürk'e özel bir röportajda, bu deneyimin kendisi için ne anlama geldiğini ve gelecekteki hedeflerini paylaştı. Genç oyuncu, dizinin karmaşık karakter dinamiklerini ve toplumsal temalarını ele alırken, bu projeye dahil olmanın getirdiği sorumluluğu da vurguladı.

Keskinci, rol aldığı yapımda sadece bir karakteri canlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal meseleleri tartışmaya açan, izleyiciyle güçlü bir bağ kurmuş bir hikâyeye katkıda bulunmanın heyecanını yaşadı. Usta oyuncularla aynı sahnede yer almanın, onun için unutulmaz bir eğitim deneyimi olduğunu belirterek, karakterlerin iç dünyasını anlamanın, sadece yüz ifadelerine değil, aynı zamanda o duyguları doğuran koşulları kavramaya yönelik bir disiplin gerektirdiğini vurguladı. Eğitiminin ona kazandırdığı en önemli şeylerden biri, yeteneğin tek başına yeterli olmadığını, sezgiyle bilginin, yaratıcılıkla disiplinin, duyguyu düşünceyle beslemenin önemini fark etmesini sağlamıştı. Bu sayede, oyunculukta sadece taklit etmekle kalmayıp, karakterin neden o şekilde davrandığını anlamaya odaklanabilmişti.

‘Kızılcık Şerbeti’nin yapım ekibi, özellikle yapımcı Faruk Turgut’un yıllara dayanan tecrübesi ve vizyonu, projeye değer katmıştı. Hikâyenin potansiyelini ortaya çıkarmak kadar, onu doğru bir ekiple buluşturup uzun soluklu ve etkili bir anlatıya dönüştürmek de büyük bir başarıydı. Gold Film’in bu yapımı titizlikle inşa etmesi ve SHOW TV aracılığıyla geniş kitlelere ulaşması, hem oyuncu hem de yapımcılar için büyük bir mutluluk kaynağıydı. Keskinci, bu projeye dahil olmanın yanı sıra, seyircinin tepkilerini ve yorumlarını da yakından takip ediyor, bu çeşitliliği doğal karşılıyordu. Çünkü ‘Çimen’ karakteri, seyircinin uzun yıllardır tanıdığı ve sevdiği bir figür olarak, kendi yorumlarıyla zihninde yer etmişti.

‘Çimen’i yorumlarken, onun kararlarından ziyade, o kararları etkileyen koşulları anlamaya odaklanan Keskinci, karakterin içsel tutarlılığını keşfetmeyi hedefliyordu. Bir oyuncunun görevinin, karakterini yargılamak veya aklamak değil, onun kendi içindeki motivasyonları ve davranışları arasındaki uyumu anlamaya yönelik bir çaba olduğunu savundu. ‘Çimen’in bağımsızlık arayışı ile ait olma isteği arasındaki karmaşık çatışması, onun en ilginç yönlerinden biriydi. Bu genç kadın, kendi hayatını kendi kurmak isterken, aynı zamanda sevilmek, anlaşılmak ve kabul görmek gibi temel ihtiyaçlarını da tatmin etmek istiyordu. Bu noktada, seyircinin bu karakterle kurduğu bağın, hikâyenin anlamını ve değerini artırdığını vurgulayarak, oyuncu rolünün sadece performans sergilemekten öte, seyircinin duygusal dünyasıyla etkileşim kurmak olduğunu ifade etti.”}p>