Eğitim arenasında yeni bir tartışma başladı! Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) başlattığı ortak yazılı sınav sistemi, eğitim camiasında büyük tepkilere neden oldu. Özellikle öğretmen sendikalarının harekete geçmesiyle, sınavın pedagojik temelleri ve eğitimde adaletin sağlanması gibi kritik konular yeniden gündeme geldi. İlk olarak 5. ve 6. sınıflardan başlayacak olan bu sistem, 3 Kasım 2026’da Fen Bilgisi Sınavı ile başlayacak ve ortaokul 9-11. sınıflarında da farklı yazılı sınavlara dönüştürülecek.
Sınavın arkasındaki motivasyon, MEB’in ‘öğretmenlerin objektif değerlendirme yapmasını sağlamak’ gibi hedeflerini içerse de, Eğitim Bir Sen başta olmak üzere sendikalar, bu sistemin öğretmenlerin yetkilerini ciddi şekilde kısıtladığını savunuyor. Sendikalar, sınavın, öğretmenlerin öğrencilerini bireysel olarak tanıma ve onların ihtiyaçlarına göre eğitim verme yetkisini ortadan kaldıracağını, öğretmenleri merkeze dayalı, standartlaştırılmış soruları uygulayan bir görevliye indirgeyeceğini iddia ediyor. Bu durum, öğretmenlerin uzmanlık alanlarından uzaklaşmasına ve pedagojik süreçlerin zayıflamasına yol açabileceği endişesini yaratıyor.
MEB’in 2025-2026 eğitim yılı tablolarını ve senaryolarını 10 Eylül 2026’da duyurması, sendikaların eleştirilerine güç verdi. Bakanlık, 81 ildeki ortaokul ve liselerde kapsamlı bir inceleme yaparak, 1 milyon öğretmene sınav uygulattığını belirtse de, sendikalar bu sürecin gerçekçi olmadığını ve sınavın uygulanabilirliğinin sorgulanması gerektiğini vurguluyor. Özellikle, sınav sırasında öğretmenlerin karşılaştığı zorluklar, yeterli bilgisayar ve internet erişiminin sağlanamaması gibi konular, sendikaların tepkisini daha da artırıyor. ‘Sınav standartlaştırması mevcut eşitsizlikleri derinleştirecek’ diyen sendikalar, farklı öğrenme süreçlerinin göz ardı edildiğini ve öğrencilerin bireysel farklılıklarının dikkate alınmadığını savunuyor.
Bu tartışmaların merkezinde yer alan Eğitim Gücü Sen Genel Başkanı Oğuz Özat, sendikaların eleştirilerine örnek bir şekilde seslenerek, MEB’e doğrudan sorular yöneltiyor. “Öğretmene, 24 saat internet üzerinden ölçme ve değerlendirme görevi vereceksiniz. En düşük internet paketi 800 lira, en ucuz bilgisayar 500 dolar (25 bin TL). Öğretmenlere bu görevi veren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyorum, öğretmenler açlık sınırındaki maaşlarıyla, bilgisayarı ve interneti nasıl alsın?” diyerek, sistemin uygulanabilirliğinin altını çiziyor. Özat’ın bu sözleri, eğitimde emeğin değerinin ve öğretmenlerin karşılaştığı ekonomik zorlukların da göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Ancak, sınavın uygulanmasıyla ilgili teknik aksaklıklar ve öğretmenlerin yeterli donanıma sahip olmaması, sendikaların endişelerini daha da artırıyor. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ve öğrencilerin potansiyellerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunacak bir sınav sisteminin hayata geçirilmesi için daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor.”}p>