Türkiye, Libya ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasına yönelik artan eleştirilerin ardından, bu anlaşmanın hukuki ve siyasi gerekçelerini güçlü bir şekilde savunuyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in bu anlaşmayı ‘dayatmacı’ olarak nitelendirmesine sert tepki göstererek, sahada var olan gerçekleri ve uluslararası hukukun ilkelerini göz ardı eden beyanların geçersiz olduğunu vurguladı. ‘Türkiye ve Libya’nın haklarının korunması bakımından bu anlaşmanın sağlam temellere dayandığını’ belirten Çelik, Doğu Akdeniz’de iki ülke arasındaki hakların korunmasının önemini ve gayrimeşru girişimlerin başarısız olacağını ifade etti. Bu durum, Türkiye’nin Akdeniz’deki deniz haklarını koruma stratejisinin ve bölgesel güvenlik dengelerinin bir parçası olarak görülen anlaşmanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de benzer bir tutum sergileyerek, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı von der Leyen’in açıklamalarını reddetti. Özel, Türkiye ve Libya’nın egemen devletler olduğunu ve karşılıklı hak ve menfaatleri doğrultusunda attıkları anlaşmaların siyasi tercihlerle yok sayılmasının mümkün olmadığını savundu. ‘Avrupa Komisyonu Başkanı’nun Akdeniz’de taraf tutarak değil, hakkaniyeti ve uluslararası hukuku gözeterek barışa destek olabileceğini’ belirten Özel, Avrupa Birliği’nin bölgesel gerilimleri derinleştirmek yerine, adil ve kalıcı çözümler sunma sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası arenadaki tek sesli duruşunu ve haklarını savunma çabasını gösteriyor.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise konuya farklı bir perspektiften yaklaşıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen ve diğer AB liderlerinin, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmayı hukuki açıdan değerlendirmemek ve Yunanistan ve Kıbrıs’ın tezlerini koruma refleksiyle hareket etmelerini eleştirerek, ‘çifte standart’ uygulamalarına dikkat çekti. Yavaş, uluslararası hukukun yalnızca Avrupa Birliği üyelerinin haklarını koruyan bir ayrıcalık düzeni olmadığını ve Türkiye ile Libya’nın, egemen devletler olarak kendi hak ve çıkarları doğrultusunda karar alma iradesine sahip olduğunu savundu. ‘Hukukun üstünlüğü’ ilkesinin, Avrupa Birliği yönetimi ve üye devletleri tarafından da benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Yavaş, bölgesel gerilimleri azaltmak ve barışın tesisine katkı sağlamak için daha yapıcı bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini ifade etti.
Sonuç olarak, Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen’in ve diğer AB temsilcilerinin Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasına yönelik eleştirileri, bölgedeki karmaşık siyasi dinamikleri ve Türkiye’nin Akdeniz’deki haklarını savunma stratejisinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde haklarını koruma yoluna devam ederken, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanması için yapıcı bir diyalog ortamının oluşturulması gerektiğinin altını çiziyor.”}**JSON formatına uygun olarak çıktı:****```json{