Libya'nın siyasi istikrarı ve enerji kaynakları söz konusu olduğunda, uzun zamandır karmaşık bir jeopolitik sahne içerisinde yer almaktadır. Türkiye’nin 2019’da imzalamış olduğu deniz yetki alanlarını belirleme anlaşması, bu karmaşık tabloya yeni bir boyut kazandırmaktadır. Anlaşmanın Libya meclisinin onaylaması, bölgede önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu durum, sadece Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Yunanistan, Mısır ve Avrupa Birliği gibi aktörlerin stratejik hesaplarını da yeniden gözden geçirmesine neden oluyor.

Anlaşmanın temel amacı, Libya açıklarındaki deniz sınırlarını netleştirmek ve böylece enerji kaynaklarının kullanımı ve deniz ticareti gibi konularda bir anlaşmazlığın yaşanmasını engellemektir. Türkiye, bu anlaşmayı Libya’nın doğu cephesiyle olan ilişkilerini iyileştirme stratejisinin bir parçası olarak imzalamıştır. Bu süreçte, 2024’ten itibaren doğu ile doğrudan diyaloglar kurulmuş ve Hafter liderliğindeki güçlerle temaslar artmıştır. Bu durum, Türkiye’nin ‘Tek Libya, Tek Ordu’ vizyonunu desteklemektedir. Anlaşmanın doğu tarafından da onaylanması, Türkiye’nin bölgesel etkisini artırma çabalarına bir yenisini eklemiştir.

Ancak bu anlaşma, Yunanistan gibi diğer ülkeler tarafından da eleştirilere maruz kalmıştır. Özellikle, Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz sınır anlaşmazlığı, bu anlaşmanın etkilerini daha da karmaşık hale getirmektedir. Yunanistan’ın ABD’li Chevron şirketinin liderliğindeki bir konsorsiyumla hidrokarbon arama faaliyetlerine başlaması, Türkiye’nin tepkisine yol açmıştır. Millî Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalar, anlaşmanın hukuki dayanağını vurgulayarak, bu faaliyetlerin ‘hukuksuz’ olarak değerlendirildiğini belirtmiştir. Bu durum, bölgede enerji kaynakları üzerinde rekabetin artmasına ve potansiyel gerginliklerin tırmanmasına neden olabilir.