Hayatın ritmi, bazen sessiz bir uyarı verir, bazen de acı bir hatırlatma. Zeynep'in sesi, ‘Yaşını unutma, yaşını unutma’ diyerek, zamanın akışını ve insanlığın kayıplarını simgeler. Unutmak mümkün mü, diye sorar, kitabı kapağına koyarak bu anı ölümsüzleştirir. Bu, sadece bir yazarın deneyimi değil, aynı zamanda insan olmanın temel gerçeği üzerine bir yansımadır.
Son günlerde yaşananlar, hayatın karmaşıklığını ve toplumsal dengesizlikleri gözler önüne seriyor. Ankara, İzmir, Adana, Denizli… Konferanslar, imza günleri, otelin ıslak zemini… Her bir detay, birer sinyal, birer uyarı. Bu sinyallere kulak vermek, sadece kişisel sağlığımızı değil, aynı zamanda toplumun genel refahını da etkileyecektir. Mehmet Selçuk’un desteği, TÜYAP’ın öngörüsü, Prof. Dr. Mehmet Ali Deveci’nin uzmanlığı, İstanbul’a ulaşmamızı sağladı. Ancak, bu yolculuğun sonunda, bir ‘izin’ talebiyle karşılaştık; bir mola isteği, hayatın akışına ayak uydurma çabası.
Ancak bu ‘mola’ isteği, daha büyük bir tabloyu ortaya koyuyor. Fon vurgunu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın liderliğindeki kurul, avukat Mehmet Can Seyhan’ın X hesabındaki liste, ‘Z kuşağı isyanı’, Murat Ağırel’in tutukluluk süreci, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın öncülüğündeki kadroların değişimi, 2023’teki korumalı mevduat düzenlemesi, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın anıları, Em. Büyükelçi Yalım Eralp’in sözleri… Hepsi birbiriyle bağlantılı, karmaşık ve çalkantılı bir süreç.
Bu süreçte, bir yazarın deneyimi de önemli bir rol oynuyor. Yalanlanamayan satırlar, önceden haber alan vurgunlar, geçmişin hatalarından ders çıkarılmaması… Her bir unsur, insanlığın geleceği için bir uyarı niteliğinde. Bu nedenle, zamanın çağrısına kulak vermek, hayatın ritmine ayak uydurmak, geçmişten ders çıkarmak ve geleceğe umutla bakmak, hepimizin sorumluluğundadır. Unutmayalım, ‘Yaşını unutma, yaşını unutma’ diyerek, zamanın bize öğrettiklerini asla unutmayalım.