Günümüz dünyasında, geçmişin izleri yeniden canlanıyor gibi. Son yıllarda Nepal, Bangladeş, Kenya gibi farklı coğrafyalarda yaşanan protesto hareketleri, ‘Z kuşağı isyanı’ olarak adlandırılan bir olguyu gündeme getirmişti. Şimdi ise benzer bir enerji, Avrupa’nın merkezinde ve ötesinde hissediliyor. Bu durum, tarihin akışını yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.

1968’in Fransa’daki olayları, kapitalizmin yükselişiyle birlikte ortaya çıkan bir krizin yansımasıydı. Ekonomik sıkıntılar, siyasi ve kültürel değişimler, sosyal sistemlerdeki bozulmalar, gençlerin isyanını tetiklemişti. Öğrenciler ve işçiler bir araya gelerek, o dönemde hakim olan refah toplumunun hiyerarşilerine karşı durmuşlardı. Ancak bu isyan dalgası, bir devrimci dönüşüm yaratamamış, gerileme ve nihilist düşüncelerin yükselişiyle sönümlenmişti. Bu dönemde ortaya çıkan evrensel kurtuluş projeleri, hakikat kavramına duyulan güvensizlik, postmodern düşünce ve kimlik siyaseti, gençlerin öfkesini daha da körüklemişti.

Günümüzde ise benzer bir durum, neoliberal finansallaşma döneminin yarattığı ekonomik eşitsizlikler, gelecek kaygısı ve toplumsal adaletsizlikler nedeniyle tekrar ortaya çıkıyor. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, özellikle de İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz ve Almanya gibi yerlerde gençlerin sokaklarda gösterdiği isyanlar, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlik, konut sorunları, devletin özgürlükler üzerindeki baskıları ve ekolojik yıkım gibi konuları bir araya getiriyor. Bu gençlerin talepleri, yalnızca mevcut düzene karşı bir başkaldırı değil, aynı zamanda yeni bir temsil mekanizması ve adalet anlayışını da içeriyor.