Doğu Anadolu’nun eşsiz coğrafyası, yüzyıllardır farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan topraklar üzerinde, günümüzün uluslararası ilişkileri de aynı karmaşıklığı barındırıyor. Özellikle Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış süreci, sadece Karabağ’ın kontrolüyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda sınırın hukuki olarak nasıl tanımlanacağına dair uzun ve çalkantılı bir tartışma içinde. Bu tartışmanın merkezinde, Sovyet döneminde oluşturulan idari sınır pratiklerinin yarattığı ‘eksklavlar’ yer alıyor.

Eksklavlar, siyasi olarak bağlı olduğu ana ülkeyle coğrafi olarak bağlantısız olan, arasında başka bir ülke veya ülkelerin bulunduğu toprak parçalarıdır. Azerbaycan’ın Kerki, Yukarı Eskipara, Sofulu ve Berhudarlı gibi köyleri, 1990-1992 döneminden beri Ermenistan’ın kontrolündeyken, Ermenistan’ın tek eksklavı Artsvaşen (Azerbaycan’daki adıyla Başkend) 1992’den beri Azerbaycan’ın denetiminde bulunuyor. Bu eksklavlar, toplamda yaklaşık 44 ve 40 kilometre kare alanları kapsıyor. Bu durum, iki ülke arasında delimitasyon (sınırın hukuki olarak belirlenmesi) sürecini önemli ölçüde zorlaştırıyor. 1991 Alma-Ata Bildirisi’ne dayanan Azerbaycan, bu köylerin iadesini belirgin bir şekilde vurguluyor ve 14 Ekim’de Paşinyan’ın önerdiği eşit yüzölçümlü toprak değişimini, temel bir unsur olarak kabul ediyor.

Ancak bu süreçte ortaya çıkan en büyük engellerden biri, halk oylamasıyla karar alma mekanizmasının savunulması. Mirzoyan’ın bu yaklaşımı, eksklav meselesinin de aynı anayasal darboğazdan geçirilerek, barış sürecinde bir engel haline gelme potansiyelini ortaya koyuyor. Ayrıca, ulaşım meselesi de barış sürecinin akıbetini doğrudan etkiliyor. Ermenistan’ı güneyde Syunik’e (Zengezur) ve İran’a bağlayan ana yol Kerki’den geçiyor ve Azerbaycan’ın Gedebey bölgesindeki köylere giden yol Artsvaşen’den geçiyor. Bu durum, koridoru inşa etme planlarının da bu eksklav meselesiyle iç içe geçtiğini gösteriyor.

Bu karmaşık tabloya, Azerbaycan’ın Nahçıvan’a bağlanmasını sağlayacak TRIPP (Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu/Zengezur Koridoru) projesi de ekleniyor. Bu proje, Aras boyunca Meğri’den geçen eski Sovyet demiryolunu takip ederek Kerki’nin Azerbaycan’a geçmesini sağlayacak ve Erivan’ı Syunik’e bağlayan güzergâh üzerinde bir Azerbaycan toprağı oluşturacak. Türkiye, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklerken, Ermenistan’la normalleşmeyi barış anlaşmasının imzalanmasına bağlıyor. Ankara açısından, eksklav sorununun delimitasyon içinde ve tarafların uzlaşısıyla çözülmesi, bölgesel bağlantısallığın önündeki engellerden birinin kalkması anlamına geliyor. Kars-Iğdır-Nahçıvan demiryolu tamamlandığında, Türkiye’yi Hazar’a bağlayan zincirin eksik halkasını kapatacak ve bu da bölgedeki enerji ve ulaşım projelerine yeni bir dinamizm katacaktır. İran ise bu meseleyi sınır güvenliği açısından değerlendiriyor ve Ermenistan’la ortak sınırını Kafkasya’ya ve Avrupa’ya açılan bir kapı olarak görüyor. Rusya ise 2020 ateşkesiyle üstlendiği güzergâh denetiminin Washington’a geçmesini rahatsızlıkla izliyor. Bu uluslararası hesapların ortasında, eksklav köyleri, bölgedeki yeni ulaşım düzeninin dayanıklılığını da sınayacak ve barış sürecinin geleceğini şekillendirecek.