Fransa ekonomisi, küresel tahvil piyasalarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik risklerin etkisiyle yeni bir zorlu döneme girdi. Ülkenin borçlanma maliyetleri, son dönemde yaşanan siyasi istikrarsızlık ve kamu maliyesindeki açıkların artmasıyla birlikte önemli ölçüde yükseldi. Bu durum, yatırımcı güvenini sarsarken, Avrupa piyasalarında da dikkatleri Fransa'ya çekti.
Ülkenin 10 yıllık devlet tahvili getirisi, gün içerisinde 8 baz puanlık bir artışla %5,002’ye yükselerek son 24 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artış, Fransa ile Almanya arasındaki tahvil farkını 157 baz puana kadar genişletti. Yüksek enflasyon ve Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatları üzerindeki etkileri, tahvil getirilerini daha da yükselten başlıca faktörler arasında yer alıyor. Ancak, bu yükselişin temelinde yatan en büyük sorun, hükümetin bütçe açığını azaltmaya yönelik reformları parlamentodan geçirmekteki zorlukları ve bunun yatırımcılar üzerindeki olumsuz etkileri.
Hükümetin reform önerileri, yatırımcıların beklentilerini karşılamakta gecikmesi, ülke ekonomisine olan güveni azaltıyor. Ayrıca, yüksek yaşam maliyetleri ve eğitim sistemine yönelik protestoların şiddetlenmesi, piyasalardaki belirsizliği daha da artırıyor. Seçim öncesi artan siyasi belirsizlikler, mali disiplin politikalarının uygulanabilirliği konusunda şüpheleri güçlendiriyor. Aşırı sağcı Marine Le Pen ve radikal solun önde gelen isimlerinden Jean-Luc Mélenchon gibi siyasi figürlerin, bütçe açığı konusundaki farklı yaklaşımları, yatırımcılar için ek bir risk oluşturuyor.
Moody’s gibi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının, Fransa’nın kredi notunu yeniden değerlendirmesi, piyasalarda büyük bir merak uyandırıyor. Mevcut durumda, Moody’s’in Fransa için belirlediği kredi notu “Aa3” seviyesinde ve not görünümü “negatif” olarak yer alıyor. Bir kredi notu indirimi, Fransa’nın borçlanma maliyetlerini daha da artırarak, ülke ekonomisini daha da zorlayabilir. Bu nedenle, yatırımcılar ve piyasa katılımcıları, Moody’s’in cuma günü yapacağı değerlendirmeye yoğunlaşmış durumda. Bu durum, Fransa’nın gelecekteki ekonomik performansını ve Avrupa piyasalarındaki rolünü önemli ölçüde etkileyebilir.