İzmir’in taş duvarları arasında gizlenen, geçmişin izlerini hala koruyan Salto de Castro, kaderine terkedilmiş bir köydü. 1989’da baraj inşaatında görevli işçilerin ayrılmasıyla birlikte, bu köy sessizliğe gömülmüş, zamanın acımasızlığıyla birlikte evleri, okulu ve sosyal tesisleri harabeye dönüşmüştü. Ancak, bu sessizliğe bir son vermek isteyen, hayatının akışını değiştiren bir karar, köye yeni bir soluk getirecekti.

Jason Lee Beckwith adında, hayatının üçüncü kalp krizinden sonra bambaşka bir yola adım atan bir girişimci, bu terk edilmiş köyü 15 milyon 359 bin 444 Türk lirası karşılığında satın aldı. Köydeki 44 evi, bir kiliseyi, okulunu, eski bir jandarma kışlasını ve sosyal tesislerini elinde bulundurarak, burası sadece bir kökbelek değil, aynı zamanda geleceğe yönelmiş bir projeye dönüştürülecek bir alan olacaktı. Bu alışılmadık hamle, yerel halkın ve medyanın büyük ilgisini çekti.

Beckwith’in vizyonu, bu harabe köyünü sıradan bir lüks tatil köyüne değil, tüm insanlara açık, canlı bir yaşam merkezine dönüştürmekti. Planları arasında, otel, pansiyon, çok katlı restoran, ziyaretçi merkezi ve uzun dönemli kiralık konutlar yer alıyordu. Köyün tarihi kilisesi ise restore edilerek hem ibadethane hem de konser ve düğün gibi etkinliklerin düzenlenebileceği bir mekana kavuşturulacaktı. Bu, köye sadece turistik bir çekicilik değil, aynı zamanda kültürel bir merkez olma özelliği kazandıracaktı.

Projenin maliyeti, yapılması gereken restorasyon ve altyapı çalışmalarının düşünüldüğünde, 4 ila 7 milyon dolar arasında seyredecek. Ancak, Beckwith’in hedefi sadece bir turizm projesi kurmak değil, aynı zamanda köye yeni bir yaşam alanı yaratmak ve yerel halkın refahını artırmaktı. “Herkesin geldiği bir yaşam alanı olacak” diyerek, köye açılan kapıyı tüm dünyaya ve özellikle de çevre köylerdeki yerel halka araladı. Bu cesur yatırım, terk edilmiş bir köyü yeniden hayat vermenin ve gelecek nesillere aktarılacak bir başarı hikayesi yaratmanın potansiyelini taşıyor.”} attı: