İstanbul, tarih boyunca su yollarının üzerine kurulu bir metropol olarak var olmuştur. Şehrin dokusunu şekillendiren 168 ana derenin kolları, 2 bin 772’ye yakın su kanalıyla İstanbul’u sarıyor. Ancak son yıllarda, bu doğal düzenin bozulmasına izin verilmiş. Özellikle 18 yıl önceki raporlarda ‘su taşkını’ riski taşıyan bölgeler –Alibeyköy, Küçükköy, Kâğıthane, Ayazağa– hala yoğun yapılaşmaya sahne oluyor. Bu durum, şehrin su altyapısının yetersizliği ve uzun yıllardır dikkate alınmayan uyarılar nedeniyle felaketin yaşanmasının temel nedenlerinden biri olmuştur.

Son yaşanan krizde, metrekareye 242 kilogramın üzerinde yağışın İstanbul’u kaplaması, birçok mahalleyi sular altında bırakmış, binlerce ev ve işyerine zarar vermiştir. Vadi İstanbul gibi lüks yaşam alanları, milyarlarca liralık bir kayıp yaşamıştır. Ancak bu felaketin tek sorumlusu sadece hava şartları değil, aynı zamanda şehrin su yönetimindeki kronik sorunlar ve uzun yıllardır göz ardı edilen risklerdir. Şehir planlaması, su yollarının doğal akışını engellemeye yönelik yapılaşma ve uzun vadeli stratejik planlama eksikliği, İstanbul’u bu tür bir felakete sürükleyen en önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Bu trajedi, aynı zamanda Türkiye’nin kriz yönetimi kapasitesini de sorgulamamıza neden oluyor. Sanatçı Murat Boz’un Cendere’deki stüdyosunda mahsur kalması ve kurtarılması gibi olaylar, acil durum planlarının ve koordinasyon eksikliğinin ne kadar ciddi sonuçlara yol açabileceğini gözler önüne sermiştir. Özellikle afet durumlarında hızlı ve etkili iletişim, doğru kaynakların tahsisi ve saha ekiplerinin koordinasyonu, hayat kurtarıcı olabilir. Bu nedenle, Türkiye’nin kriz yönetimi planlarının acilen güncellenmesi ve bu tür olaylara karşı daha hazırlıklı olunması büyük önem taşımaktadır.