İslamabad Mutabakatı'nın imzalı olduğu bu 60 günlük süreç, artık sadece teknik bir müzakere takvimi değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin ve bölgesel dinamiklerin çarpıştığı bir arenaya dönüşmüş durumda. Bürgenstock'taki ilk teknik görüşmeler, taraflar arasında bir ilerleme kaydederken, Washington'dan gelen bir hamle bu sürecin seyrini tamamen değiştirdi.

ABD Hazine Bakanlığı'nın İran kökenli petrol ve petrokimya ürünlerine yönelik yayınladığı geçici lisans, bu 60 günlük süreci karmaşık bir stratejik oyun alanına çevirdi. Lisans, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda serbest geçiş taahhüdünü içerirken, aynı zamanda UAEA denetçilerinin ülkeye girişine izin vermesi, karşılıklı taahhütlerin somutlaşması olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin de 2018'de ABD yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesinden önce İran petrolünün önemli alıcılarından biri olması, bu gelişmeyi Ankara'nın yakından takip etmesi gereken bir dönüm noktası oluşturuyor. Ancak bu lisansın temel amacı, petrolün değil, siyasi dengelerin yeniden şekillenmesinde yatan bir stratejik hamle olduğunun altını çiziyor.

Bu noktada, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in açıklamaları, Trump yönetiminin Netanyahu üzerindeki etkisini ve bu etkideki niyetini açıkça ortaya koyuyor. Netanyahu'nun siyasi geleceğinin savaşa bağlı olduğu ve Lübnan'dan çekilirse “Savaşı kaybetti” denileceği raporu, İsrail liderinin sabote etme stratejisinin rasyonel zeminini oluşturuyor. Trump'ın Netanyahu'yu