İstanbul’un geleceğiyle ilgili kritik bir tartışma yeniden alevlenirken, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, YENİ Parti’nin yöneltmiş olduğu iddialara güçlü bir şekilde yanıt verdi. Bakan Kurum, projenin onay süreçleriyle ilgili şeffaflık ve hesap verebilirlik çağrısında bulunarak, YENİ Parti’nin suçlamalarını temelsiz ve yanıltıcı olarak nitelendirdi.
Bakan Kurum’un açıklamaları, Ayazağa’daki inşaat projesinin izin süreçleriyle ilgili yaşanan karmaşıklığı ve YENİ Parti’nin bu süreçteki rolünü merkeze alan bir tartışma başlatmış durumda. Özellikle, ÇED olumlu onayı ve ruhsat verme süreçleri üzerinde durulan noktalar, Bakan Kurum tarafından detaylı bir şekilde değerlendirilerek, YENİ Parti’nin iddialarının gerçeklikten uzak olduğu vurgulanmıştır. Bakan Kurum, ‘Felaket ortamında siyaset yapmamak lazım’ argümanını da savunarak, YENİ Parti’nin olayları siyasileştirmesini eleştirmiştir.
Açıklamanın en çarpıcı noktalarından biri, YENİ Parti’nin Rams Park projesine ilişkin iddialarıdır. YENİ Parti lideri Özel’in, projenin dere yatağı etkilenme alanına yasak olmasına rağmen İstanbul’dan ruhsat alınması ve Bakan Kurum’un imzasıyla 2026’da verilmesi yönündeki iddiaları, Bakan Kurum tarafından kesin olarak reddedilmiştir. Bakan Kurum, projenin ruhsatının İlçe Belediyesi tarafından verildiğini ve ÇED kararının Bakanlık tarafından onaylandığını vurgulayarak, YENİ Parti’nin iddialarının tamamen yanlış olduğunu belirtmiştir. ‘Tövbe, biz izin vermedik’ şeklindeki YENİ Parti’nin iddiası da Bakan Kurum tarafından alaycı bir şekilde yanıtlanmıştır.
Bakan Kurum’un açıklamaları, sadece Ayazağa projesiyle sınırlı kalmayıp, İstanbul’a dair genel bir perspektifi de barındırıyor. İstanbul’un yönetimi ve belediye başkanlığı seçimleriyle ilgili yaşanan gelişmeler de Bakan Kurum tarafından ele alınarak, YENİ Parti’nin İstanbul’a yönelik yaklaşımının eleştirildiği görülmektedir. YENİ Parti’nin, baskı, hile, tehdit ve şantajla İstanbul’a çökmeye çalışması yönündeki iddiaları da Bakan Kurum tarafından reddedilerek, YENİ Parti’nin gerçek amacının İstanbul’u kontrol etmeye yönelik olduğu vurgulanmıştır. Bu durum, İstanbul’un geleceğiyle ilgili önemli bir tartışma zemini oluşturmuş ve seçmenlerin dikkatini bu konuya çekmiştir.