Saygıdeğer dava arkadaşlarım, son zamanlarda yaşanan acı olaylar, ülkemizin her köşesinde hissedilen bir huzursuzluğun, aslında daha derinlere uzanan bir sorun zincirinin işareti olduğunu göstermektedir. İstanbul gibi büyük şehirlerde meydana gelen, hayatı derinden etkileyen sel ve su baskınları, sadece fiziksel hasara yol açmakla kalmamış, aynı zamanda toplumumuzdaki temel değerlerde bir erozyona da işaret etmektedir. Bu felaket, afetlere karşı hazırlıklı olmanın ne denli kritik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Afet yönetimi, yalnızca teknik çözümlerle değil, aynı zamanda stratejik bir devlet politikası olarak, tüm kurumları ve toplumu kapsayan bir yaklaşım gerektirir. Yağışın olağanüstü olduğu kabul edilmekle birlikte, yaşananlarda altyapı ve imar disiplininin belirleyici olduğu açıktır. Planlama, risk yönetimi ve önleyici tedbirlerle afetlere karşı hazırlıklı olmak, sadece bir güvenlik önlemi değil, aynı zamanda bir ahlaki sorumluluktur. Bu bağlamda, belediyelerdeki yönetimlerin, halkın güvenliğine ve refahına öncelik vermesi, hepimizin beklentisidir.
Ancak son dönemde, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere, birçok belediyede yaşanan yolsuzluk iddialı, bu beklentileri yıkıcı bir şekilde sarsmaktadır. Belediyelerdeki çıkar ilişkileri, sadece ekonomik kayıplara yol açmakla kalmamış, aynı zamanda kamu ahlakının temelini zedelemektedir. Bu türden durumlar, ceza hukukunu ilgilendiren ciddi bir problem olmanın yanı sıra, bir ahlak yoksunluğuna da işaret etmektedir. Devlet mülkünü korumanın büyük bir sorumluluk olduğu gerçeğini unutmamalı, bu sorumluluğu yerine getiremeyenlerin ise hesabının mutlaka sorulması gerekmektedir.