Rusya’da ‘Başka Trump Yok’ deniyor. Bu ifade, Rus basınında, ABD Başkanı Donald Trump’ın karmaşık ve değişken politikaları ve Batı dünyası üzerindeki etkisi hakkında yapılan bir değerlendirme. Trump’ın Ukrayna’yı övmesi, Ukraynalı uzmanlar tarafından ‘yarın başka türlü konuşabilir’ şeklinde yorumlanırken, Ruslar onun varlığından memnun. Zira Batı dünyasında Rusya karşıtı kesimler güçlü iktidarda yer alıyor ve Trump’ın bu kesimlerin etkisini azaltma çabası, Moskova için stratejik bir avantaj sağlıyor.

Doğu Avrupa’da yaklaşan seçimler ve küresel jeopolitik dengeler, bu durumun daha da karmaşık hale gelmesine neden oluyor. 25 Ekim’de Sırbistan’da yapılacak seçimler, Doğu Avrupa’da siyasi istikrarın geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olabilir. Aynı gün, İsrail’de yapılacak seçimler ise İran savaşı, İsrail-Rusya ilişkileri ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi konuların etkileşim içinde şekillenmesine katkıda bulunacak. 3 Kasım’da gerçekleşecek ABD’deki ara seçimler ise Trump’ın dış politikadaki mevcut çizgisinin ne kadar süreyle devam edebileceğini belirleyecektir.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları askıya alması ve Rus petrol sektörünün yeniden canlanmasına katkı sağlaması, Rusya karşıtı kesimler tarafından eleştirilmiş olsa da, Trump’ın İran savaşıyla bağlantısını vurgulaması dikkat çekici. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın önüne geçme ve Rusya’nın İran’a desteğini sınırlama kaygısı gibi konular, Trump’ın bu yaptırımları kaldırmasının ardındaki motivasyonları anlamamıza yardımcı oluyor. Rus yönetimi, Ukrayna konusunu ABD, Rusya ve Çin liderleri arasında bir üçlü müzakere ile çözmeyi hedefliyor. Putin, Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde 18-19 Kasım’da Çin’de yapılacak Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde bu görüşmenin gerçekleştirilmesi teklif etti. Çin’in bu teklife olumlu yaklaştığı biliniyor, ancak ABD’den henüz bir yanıt gelmedi.

Ukrayna yönetimi ise böyle bir zirvenin kendi çıkarlarına ters olduğunu savunuyor. Ukrayna’da Batı yanlısı yönetimlerin en istemediği durum, Ukrayna’yla ilgili konuların Rusya ile Batılı ülkeler arasında kararlaştırılması. Bu durum, II. Dünya Savaşı’nda Doğu Avrupa’nın SSCB ve ABD arasında bölüştürüldüğü Yalta Konferansı’na benzetiliyor. Önümüzdeki haftalar, Trump’ın Rusya’ya olan yaklaşımına mı yoksa İngiltere’nin savunduğu yeni bir zıtlaşmaya mı yol açacak, merak konusu. Bu süreçte Doğu Avrupa’daki seçimler ve Baltık ülkeleri ile Rusya arasındaki gerilimlerin etkileri de göz ardı edilmemeli.