Yeşilyurt’un Karagözgöllüalan köyünde, Zile Madencilik İnşaat Nakliye Enerji Sanayi Ticaret Limited Şirketi tarafından hayata geçirilmek istenen mermer ocağı projesi, yerel halkın uzun süredir dile getirdiği endişeleri ve itirazlarını dikkate almadan onaylandı. Projenin detayları, 99.93 hektarlık ruhsat sahasının yalnızca 16.61 hektarında madencilik faaliyetinin gerçekleştirileceği, yılda 20 bin ton mermer üretimi hedeflendiği gösteriyor. Ancak bu üretimin, 73 yıl boyunca devam etmesi durumunda, yaklaşık 5.8 milyon ton pasa oluşmasına neden olacağı hesaplanmaktadır.

Proje, 9.3 milyon lira yatırım bedeliyle hayata başlamakla birlikte, köylülerin en büyük endişelerini uyandıran faktörler arasında arazinin yapısı ve çevresel etkiler yer alıyor. Proje tanıtım dosyasında arazinin ‘mera alanı’ olarak tanımlanırken, Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün itirazları üzerine bu durum tersine döndü ve alanın ‘ham toprak’ olarak kabul edilmesi sağlandı. Ancak bu durum, 16 bin 610 metreküp bitkisel toprağın sıyrılmasının planlanmasıyla birlikte, bölgenin tarım potansiyeli üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca, yakınlarda bulunan birinci derece arkeolojik sit alanı olan Örentarla Yerleşim Alanı ve Nekropolü’nün korunması da önemli bir husus olarak öne çıkıyor.

Yerel halkın itirazları, Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün yazısında da yer alıyor. Müdürlük, projenin yakınında bulunan Örentarla Yerleşim Alanı ve Nekropolü’nün tescilli olduğunu ve projenin bu tarihi mirası tehdit edebileceğini vurguluyor. Yeşilyurt Karagöz-Göllüalan Çevre Komisyonu üyesi Bahadır Sarıyaprak, projenin bölgenin su dengesini, tarımsal üretimini ve ekolojik bütünlüğünü kalıcı olarak değiştirebileceğini savunurken, Tokat Yeşilyurt, Artova ve Zile İlçeleri Dernekler Federasyonu Başkanı Rıza Doğan, projenin yalnızca iki köyü değil, tüm havzayı etkileyeceğini ve hukuki girişimlerde bulunduklarını dile getirdi.

Köylüler, sulama suyunun kirlenmesi ve tarımsal üretimde zarar görme riskleri konusunda büyük endişe duyuyorlar. Bu durum, bölgedeki su kaynaklarının korunması ve tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından kritik bir sorunu beraberinde getiriyor. Yerel yönetimler ve ilgili kurumlar, köylülerin endişelerini ciddiye alarak, projenin çevresel etkilerini en aza indirecek ve bölge halkının yaşamını koruyacak şekilde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.