Avrupa Birliği’nin yeni ticaret stratejisi, ‘Made in EU’ adını taşıyan ortaklık planı, küresel ekonomideki dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeliyle dikkat çekiyor. Bu dönüşüm sürecinde, Türkiye’nin bu planla nasıl bir noktaya ulaşacağı ise büyük bir merak konusu. Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, Cumhuriyet’e yaptığı değerlendirmede, planın potansiyel risklerini ve Türkiye’nin bu süreçteki konumunu detaylı bir şekilde ele aldı.
Kuneralp, planın temel amacının, Avrupa’nın teknolojik ve ticari rekabet gücünü artırmak olduğunu belirtirken, sürecin başlangıç noktasının Çin’e karşı bir strateji olduğunu vurguladı. Avrupa’nın, özellikle elektrikli araç ve yenilenebilir enerji alanlarında Çin’le yaşadığı rekabetin, gümrük duvarları ve benzeri koruyucu önlemlerin alınmasına yol açtığını ifade etti. Ancak, AB’nin bu yaklaşımının, Çin’in üretim süreçlerini farklı ülkelere kaydırmasını tetiklediğini ve burada da menşe kurallarının devreye girmesiyle karmaşık bir durumun ortaya çıktığını aktardı.
Türkiye’nin otomotiv sektöründeki önemli payı düşünüldüğünde, ‘Made in EU’ planının Türkiye üzerindeki etkileri de büyük önem taşıyor. Otomotiv üreticilerinin tedirginliği, bu durumun sadece otomobil üretimiyle sınırlı kalmayıp, çelik, çimento, alüminyum gibi enerji yoğun sektörleri de kapsayabileceğini gösteriyor. Kuneralp, planın hayata geçirilmesinde, 1995 Gümrük Birliği anlaşması ve 2004’teki Avrupa Birliği katılım müzakerelerindeki yaşanan anlaşmazlıkların hala etkili olduğunu belirtti. Özellikle, Kıbrıs konusundaki hassasiyetler ve AB’nin Türkiye’ye yönelik ayrımcı uygulamaları, Türkiye’nin bu plana dahil olmasını zorlaştırıyor.