ALLY for Future’un lideri Dr. Esra Albayrak, kadınların liderlik yolundaki engelleri ve bu engellerin kökenleri üzerine çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Ankara’da düzenlenen özel bir etkinlikle, kadınların insan hakları mücadelesindeki rolünü ve bu mücadelede karşılaştıkları önyargıları ele aldı. Albayrak, katılımcılara, kadınların yaşadığı zorlukların sadece bulundukları coğrafi bölgelerle değil, aynı zamanda tarihin ve düşünce sistemlerinin derinliklerinden kaynaklandığını vurgulayarak, bu konuda farkındalık yaratmayı hedefledi.
Etkinlikte sunulan görsel materyaller, Albayrak’ın argümanını güçlendirdi. Telefon ışığı altında ameliyat yapan bir doktor, kısıtlı kaynaklarla su temin etmeye çalışan bir mühendis, savaş ortamında çocuğunun rutinini korumaya çalışan bir anne gibi, dünyanın en zor koşullarında liderlik görevi üstlenen kadınların hikayeleri, hakim liderlik anlatısında neredeyse hiç yer almadığını gösterdi. Bu durum, kadınların liderlik potansiyelinin nasıl sistematik olarak göz ardı edildiğinin bir kanıtı olarak sunuldu. Albayrak, bu kadınların yaşadığı zorlukların, sadece coğrafi veya ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve ideolojik bir temele dayandığını ve bu temellerin hala günümüzde devam ettiğini ifade etti.
Albayrak, “Kendilerini dışındaki dünyayı keşfettiklerini söyleyenlerin, orada yaşayan halkların üzerine kendi haritalarını serdiklerini dile getiriyorlar. Bu haritalar, yalnızca toprakları göstermiyordu hiç şüphesiz. Kimin merkez, kimin çevre olduğunu, kimin özne, kimin nesne olduğunu, kimin medeni, kimin ilkel sayılacağını bu haritalar belirliyordu. Kendilerini aklın ve uygarlığın sıfır noktasına yerleştirenler, herkesi bu merkeze uzaklığıyla tanımladılar. Merkezden ne kadar uzaksanız o kadar eksik, o kadar tanımlanmaya muhtaç, kurtarılmaya da muhtaçsınız. Bu bakışın en net özetini Rudyard Kipling yapmıştır. Sömürgeciliğin adeta manifestosunu yazdığını söyleyebileceğimiz bu şair, yine tırnak içinde şair demek istiyorum, sömürgeleştirdikleri topraklarda yaşayanları yarı şeytan, yarı insan diye tarif etmişti. Üzerinde biraz düşününce şunu fark ediyorsunuz: Şeytansa kontrol edilmeli bu insanlar. Eğer çocuksa bu insanlar terbiye edilmeli çünkü kendi başlarına düşünemezler, kendi iyiliklerini düşünemezler. Her iki durumda da bu kendi adına konuşamayan insanlar, onun adına hep bir başkasının konuşmasına muhtaç görüldüler. Bunu, sıradan bir şiirsel söz oyunu olarak göremeyiz. Bir görme biçimiydi, bir eylem haritasıydı.” şeklinde, sömürgeciliğin kalıntılarını ve bunun kadınlar üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz etti.
Albayrak, aynı zamanda kelimelerin değişmediğini ama haritaların asılı kaldığını vurgulayarak, Müslüman kadınlara biçilen rolün hâlâ değişmediğini savundu. Üniversite kürsülerinde, medyada ve insan hakları söylemlerinde bile, bu koloniyal anlayışın törpülenmiş bir versiyonlarının devam ettiğini ifade etti. Gazze’de çocuk ölümlerinin neden olduğu istatistikler üzerinden, kadınların doğurganlığına yüklenen sorumluğun, bir insanlık trajedisi olarak değerlendirildi. Bu durum, kadınların kendi hayatlarının öznesi olma hakkının bile reddedilmesine benziyordu. Albayrak, bu durumu, kadınların liderlik potansiyelini görmezden gelerek, onları sadece mağdur ya da suçlu olarak konumlandıran bir harita olarak tanımladı. Kadınların onuru ve özgürlüğü için emek veren her çalışmanın altına imza atabileceklerini ve bu doğrultuda, evrensel haklar olarak sunulan söylerin sorgulanması gerektiğini vurgulayarak, kadınların liderlik yolundaki engelleriyle mücadele etmeye devam etti.