Türkiye'nin siyasi manzarası, özellikle 2010-2024 arasındaki dönemde CHP'nin iktidar vaatleri ve sonraki uygulamaları üzerinden derin bir tartışma yaratmaya devam ediyor. Bazı çevreler, bu dönemde CHP'nin yönetiminde gaflet, dalalet ve ihanet bulunduğunu iddia ederek, partinin geçmişteki liderlerinin kararlarını sert bir şekilde eleştiriyor. Bu eleştiriler, özellikle CHP'li gazetecilerin içindeki farklı görüşleri ortaya çıkarırken, genel kamuoyunda da önemli bir merak uyandırıyor.

CHP'yi yöneten bazı liderlerin, oy vermeyenlere yönelik kullandığı ifadeler ve bu liderleri destekleyen kesimlerin davranışları, partinin itibarını zedelediği ve parti içindeki farklılıkları daha da derinleştirdiği düşünülüyor. Özellikle Deniz Baykal ve Muharrem İnce gibi isimlere yönelik yapılan muamele, partizanların CHP analizlerine ve tavsiyelerine itibar etmemesini sağladı. Bu durum, CHP'nin kendi içinde farklı ve çelişkili yorumlara açık bir tablo ortaya çıkmasına neden oluyor.

Günümüzde, CHP'nin bazı çevrelerde ‘akyut’ olarak değerlendirilirken, diğer çevreler ise partinin hedeflerine ulaşmasında stratejik bir rol oynadığını savunuyor. Ancak, partinin bazı dönemlerde ‘akyut’ olarak tanımlanan uluslararası güçlerle ilişkileri ve bu ilişkilerin Türkiye'nin iç politikası üzerindeki etkileri, tartışma konusu olmaya devam ediyor. Kiralık ve satılık gazetecilerin ve trolllerin partinin kasasından harcanan milyonlarca lira, partinin gerçek siyasi hedeflerini ve stratejilerini gölgelediği iddialarına da yol açıyor.

Bu karmaşık tablo içerisinde, siyasetçilerin ve medya mensuplarının sorumlulukları da sorgulanmakta. Özellikle canlı yayınlarda yaşananlar, misafirlerin ‘haddini bildirme’ motivasyonuyla yayına çıkmaları ve bu durumun kamuoyunda oluşturduğu algı, dikkatli bir şekilde ele alınması gereken bir konu. Kılıçdaroğlu'nun Sözcü Tv'ye verdiği röportajda yaşananlar, özellikle sevgilisine trip atan gazetecilerin ve camianın tepkileri, siyasi arenada yaşanan gerginliğin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Gürsel Tekin'in TGRT ve diğer kanallardaki görüntüleri, geçmişteki seçim öncesi FETÖ'nün ‘havuz medyası’ kalıbını kullandığı iddialarını yeniden gündeme getiriyor. Bu durum, Türkiye'nin medya ortamında yaşanan karmaşanın ve farklı çıkarların etkileşiminin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.”}