Münih merkezli Ifo Enstitüsü'nün detaylı araştırması, Almanya'nın sanayi alanındaki uzun süreli bir dönüşüm sürecini gözler önüne seriyor. Son yedi yılda, sosyal güvenlik primine tabi istihdamda yaklaşık 500 bin kişinin işini kaybetmesi, ülkenin ekonomik yapısında köklü değişimlere işaret ediyor. Bu durum, özellikle otomotiv, metal ve makine mühendisliği gibi ana sektörlerde derin bir kan kaybına yol açarken, hizmet sektöründe ise yeni iş yaratma trendi hakim oldu.
Analiz, sanayi sektöründeki bu gerilemenin ardında yatan nedenleri, artan küresel rekabet ve yerel rekabet gücünün azalması gibi faktörleri beliriyor. Çin'in yükselişi ve teknolojik gelişmeler, Alman şirketlerinin pazardaki konumunu zorlarken, geleneksel sanayi sektöründe işten çıkarmalar kaçınılmaz hale geldi. Otomotiv, metal ve makine mühendisliği alanlarındaki kayıplar, toplam istihdamdaki düşüşün yaklaşık %60'ını oluşturuyor. Bu sektörlerde 123 bin 500, 115 bin 600 ve 64 bin 500 istihdam kaybı yaşandı.
Ancak bu tabloyu değiştiren bir unsur da hizmet sektörünün büyümesi oldu. Sağlık, sosyal hizmetler ve kamu yönetimi gibi alanlarda, demografik değişimler ve yaşlanan nüfusun talepleri nedeniyle 2,2 milyondan fazla yeni iş imkanı ortaya çıktı. Özellikle sağlık sektöründe 391 bin, sosyal hizmetlerde 357 bin ve kamu yönetiminde 329 bin yeni pozisyon yaratıldı. Bu durum, Almanya'nın ekonomik yapısında bir denge sağlamaya çalışırken, aynı zamanda mesleki eğitim almış çalışan sayısında 252 binlik bir düşüşle karşı karşıya kalınmasına neden oldu. Bunun yerine, üniversite mezunları için 1,8 milyon yeni iş fırsatı oluştu.
Ifo Enstitüsü'nden yapılan açıklamalar, Almanya'nın karşı karşıya olduğu yapısal dönüşümün, ülkenin gelecekteki büyüme potansiyelini olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor. Enstitünün Dresden Şubesi Başkan Yardımcısı Joachim Ragnitz, ‘Almanya derinleşen bir yapısal dönüşümden geçiyor’ diyerek, daha önce ekonomik gücün merkezindeki sektörlerin küçülmesinin ve yeni istihdam alanlarının üretken ve yenilikçi sektörlerde oluşmasının ironik bir durum olduğunu vurguladı. Bu durum, iş gücü arzı ile talebi arasındaki bölgesel ve niteliksel uyumsuzluk riskini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle, Almanya'nın gelecekteki ekonomik stratejileri, bu yapısal dönüşüme uyum sağlayacak şekilde şekillendirilmelidir.’