Uluslararası kredi derecelendirme şirketi Fitch Ratings, Türkiye’deki leasing ve faktoring şirketlerinin geleceğine dair önemli bir değerlendirme raporu yayınladı. Rapor, bu sektörün karşı karşıya olduğu artan riskleri ve olası zorlukları vurgulayarak yatırımcı ve sektör temsilcileri için önemli bir uyarı niteliğinde. Fitch’in bu değerlendirmesi, küresel ekonomik koşullardaki değişimlerin ve Türkiye’deki özel durumun etkilerini bir araya getiriyor.

Raporda, sektörün genel olarak “kötüleşen” bir görünümle karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Yavaşlayan küresel büyüme, kalıcı enflasyon, artan fonlama maliyetleri ve özellikle KOBİ’lerden kaynaklanan varlık kalitesi üzerindeki baskı, bu olumsuz tabloya temel nedenler olarak gösteriliyor. Fitch’in bu değerlendirmesi, Türkiye ekonomisinin mevcut dinamiklerini ve küresel piyasalardaki belirsizlikleri de göz önünde bulunduruyor.

Leasing şirketlerinin düşük doğrudan risk maruziyeti, sınırlı menkul kıymet stoku ve yerleşik fonlama erişimi gibi avantajları olsa da, Fitch bu şirketlerin piyasa stresinden kaynaklanan dolaylı baskılarla karşı karşı karşıya kalabileceğini vurguluyor. Yükselen Türk lirası faizleri ve genişleyen kredi temerrüt takası (CDS) primlerinin fonlama maliyetlerini artırması, bu riskleri daha da yükseltebilir. Özellikle, ‘sat ve geri kirala’ (sale-and-leaseback) gibi işlemlerin artan bir paya sahip olması, ticari gayrimenkul değerleme ve bakiye değer risklerine maruziyeti artırarak sektörü daha da hassas hale getiriyor.

Faktoring sektöründe ise 2026 yılının ilk yarısında yaşanan yüzde 33’lük büyüme, reel olarak yatay bir seyir izliyor. Sektörün takipteki krediler oranı, 2026 sonu ve 2027 sonu itibarıyla kademeli olarak yükselmesi bekleniyor. Ortaya çıkan bu durum, ortalama aktif kârlılığının (ROAA) yüzde 6,4’e gerilemesine ve ortalama özkaynak kârlılığının (ROAE) yüzde 30’da kalmasına neden oluyor. Kaldıraç oranındaki artış da bu riskleri daha da derinleştiriyor. Bu analiz, sektörün gelecekteki büyüme potansiyelini ve finansal istikrarını değerlendirmek için kritik bir çerçeve sunuyor.”}