Mevsimsel geçişlerin, toplumda ani bir sağlık dalgasını tetiklediği yaygın bir gözlem. Ancak bu durumun ardında yatan nedenler, basit hava koşullarıyla sınırlı değildir. Biyokimya Uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu, bu soruna farklı bir açıdan yaklaşıyor; vücudun içsel termoregülasyon mekanizmalarının ve bağışıklık sisteminin karmaşık etkileşimlerinin, mevsimsel hastalıkların altında yatan temel sebep olduğunu savunuyor. Bu makale, Dr. Çoruhlu'nun görüşlerini temel alarak, bu olgunun bilimsel boyutlarını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Geleneksel yaklaşımlar genellikle kapalı mekanlara girme, hava sirkülasyonunun azalması gibi dış faktörleri ön plana çıkarsa da, Dr. Çoruhlu’nun yaklaşımı, vücudun dış sıcaklık değişimlerine adapte olmaya çalışırken yaşadığı termoregülasyon sorununa odaklanıyor. İnsan vücudu, sürekli olarak iç ve dış sıcaklıklar arasındaki farkı dengelemeye çalışır. Ancak sonbahar ve ilkbahar gibi dönemlerde, bu denge bozulur; vücut, ani ve büyük sıcaklık değişikliklerine maruz kalır. Bu adaptasyon süreci, bağışıklık sistemini de olumsuz etkileyerek, enfeksiyonlara karşı savunmasız hale getirebilir. Örneğin, kışın aşırı soğuk havalarda vücut, ısıyı korumak için enerji harcar, bu da bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açar. Ancak, sonbahar ve ilkbaharda yaşanan hızlı sıcaklık değişimleri, vücudu daha fazla strese sokar ve bağışıklık sisteminin direncini azaltır.

Bu termoregülasyon sürecinde, vücudun içindeki latent virüslerin de önemli bir rolü vardır. Özellikle herpes virüsü gibi, vücutta uyku halinde bekleyen virüsler, stres veya çevresel faktörlerin etkisiyle uyanabilir ve enfeksiyonlara neden olabilir. Bu durum, bağışıklık sisteminin baskılanmasıyla birlikte daha da şiddetli bir şekilde ortaya çıkar. Örneğin, uçuk hastalığı da benzer bir mekanizma ile ortaya çıkar; stresli bir dönemde, vücuttaki uyku halindeki uçuk virüsü aktif hale gelir ve ciltte kabarcıklar şeklinde belirtiler gösterir. Bu nedenle, mevsim geçişlerinde yaşanan artan hastalık vakalarının, sadece dış faktörlere değil, aynı zamanda vücuttaki latent virüslerin aktivasyonu ile de ilişkili olabileceği düşünülmelidir.

Dr. Çoruhlu’nun yaklaşımında, bağışıklık sisteminin değerlendirilmesi de büyük önem taşır. Kan sayımı testi, lökositlerin (beyaz kürelerin) ve lenfositlerin (lenfositlerin) sayısını ölçerek, bağışıklık sisteminin durumunu değerlendirmeye yardımcı olur. Ancak, Dr. Çoruhlu, sadece lökosit sayısına değil, lenfosit sayısına özellikle dikkat ediyor. Normalde, lenfosit sayısı, lökosit sayısına oranla daha yüksek olmalıdır. Ancak, mevsim geçişlerinde yaşanan stres ve termoregülasyon sorunları nedeniyle, lenfosit sayısı düşebilir. Bu durumda, doktorlar, lenfosit sayısının yüzde oranını ve 1-4.8 veya 1000-4800 gibi rakamları değerlendirerek, bağışıklık sisteminin durumunu daha doğru bir şekilde belirleyebilir. Ayrıca, NK (Natural Killer) hücrelerinin sayısının da ölçülmesi, bağışıklık sisteminin kamikaze grubunun aktivitesini değerlendirmeye yardımcı olur.

Sonuç olarak, mevsimsel hastalıkların altında yatan nedenler, sadece dış faktörlere değil, aynı zamanda vücudun içsel termoregülasyon mekanizmalarının ve bağışıklık sisteminin karmaşık etkileşimlerine de bağlıdır. Bu nedenle, mevsim geçişlerinde kendimizi korurken, sadece kapalı mekanlara girmekten kaçınmakla kalmayıp, aynı zamanda vücudumuzun termoregülasyonunu destekleyecek ve bağışıklık sistemimizi güçlendirecek önlemler almalıyız. Örneğin, soğuk havalarda boynumuzu kapatarak, vücudumuzun latent virüsleri uyanmaya teşvik etmesini engelleyebiliriz. Ayrıca, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve yeterli uyumak, bağışıklık sistemimizi güçlendirerek, enfeksiyonlara karşı direncimizi artırabilir.