Diziler, günümüzün en popüler eğlence biçimlerinden biri haline geldi. Ülkemizin yapımları da yurtdışında büyük ilgi görüyor ve Ortadoğu, Avrupa gibi çeşitli pazarlara ulaşıyor. Ancak bu başarının ardında yatan gerçek Türkiye ne? Bu soruyu sormak, dizilerin sunduğu imgelerin ve anlatıların, aslında Türkiye'nin kendisini nasıl yansıttığını anlamamızı sağlıyor.

Dizilerde sıkça karşılaştığımız kurgu temaları, genellikle geçmişe göndermeler içeriyor. Aşiret ilişkileri, köy yaşamı, hanım ağalık gibi unsurlar, Türk toplumunun bazı yönlerini temsil etse de, bu anlatılar genellikle ortaçağ zihniyetine dayanıyor. Kurgularda, güçlü erkek figürleri, kadınların kontrol altında tutulması, aile içi hiyerarşi gibi temalar, günümüz Türkiye'sindeki bazı toplumsal yapıları yansıtıyor. Bu durum, Türkiye'nin kültürel kimliğinin nasıl inşa edildiği ve hangi değerlerin ön plana çıkarıldığı konusunda önemli sorular ortaya koyuyor.

Bu noktada, mimarlık tarihçisi ve düşünür Prof. Dr. Doğan Kuban’ın 2021’deki önemli bir tespiti akla geliyor: “Kavramlaşamayan toplum kültürü kaldığı ortaçağda yaşar...” Kuban, Türkiye’nin, tarihten dersler çıkararak, geçmişin zenginliğini günümüzle uyumlu bir şekilde kullanması gerektiğini vurguluyor. Yani, dizilerde geçmişe yapılan göndermeler, sadece nostalji yaratmak yerine, Türkiye'nin tarihsel ve kültürel kimliğini daha iyi anlamamıza yardımcı olmalı. Aksi takdirde, bu göndermeler, günümüz Türkiye'sini çarpıtarak sunabilir.