Salgın döneminin perde arkasında, kamuoyunun bilinçli kararlar verme hakkının sistematik olarak elinden alındığı ortaya çıktı. Tulsi Gabbard'ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ndeki görevinden ayrılışıyla birlikte erişime sunulan belgeler, Kovid-19 salgınının basit bir sağlık krizi olmadığını, aksine, küresel kontrol ve gelir odaklı karmaşık bir operasyon olduğunu gösteriyor. Bu iddialar, yıllardır süren tartışmaların ve şüphelerin doğruluğunu teyit ederken, aklımızda ciddi soruları yeniden canlandırıyor.

Beyaz Saray Kovid-19 Görev Gücü'nün önde gelen figürleri, özellikle Joe Biden'ın Baş Tıbbi Danışmanı Anthony Fauci, Wuhan Viroloji Enstitüsü'ndeki araştırmalara Amerikan vergi fonlarının aktarılması, laboratuvar sızıntısının önceden biliniyor olması ve ‘doğal yayılım’ yalanının sistematik olarak yürütülmesi gibi kritik noktalarla ilgili kanıtları ifşa etti. Bu bilgiler, salgının başlangıcındaki kararların arkasında yatan planlı bir strateji olduğunu, bir sağlık krizi olmanın ötesinde, küresel kontrol ve kâr operasyonunun temelini oluşturduğunu gösteriyor. Bu operasyon, toplumların korku ve panik içinde kontrol altına alınması, ekonomik sistemlerin çökertilmesi ve bireysel özgürlüklerin askıya alınması gibi mekanizmalarla yürütülmüştür.

Salgının ilk dönemlerinde öne çıkan BioNTech'in Türk kökenli kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci, ‘Türk mucizesi’ olarak adlandırılmış ve milliyetçi bir sahiplenme kampanyasıyla zirveye taşınmıştı. Ancak, milyarlarca dolarlık kâr getirilen bu aşının, sonraki sorunlarla – ani kalp krizleri, miyokardit vakaları ve açıklanamayan ölümler – olan bağlantısı, bugün de tartışılmakta ve örtbas edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum, sadece aşı teknolojisinin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheler yaratmakla kalmamış, aynı zamanda bilimsel araştırmaların ve verilerin manipüle edilmesinin ne kadar tehlikeli olabileceğini de gözler önüne sermiştir.

Salgının merkezinde yer alan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), doğal yayılım yalanını körükleyerek, dünyanın topluca kapanması ve ölümcül tedavi protokollerinin dayatılması için baskı yapmıştır. Ventilatör kullanımı, Remdesivir gibi ilaçların etkisizliği ve standart bakım protokollerinin erken ölümlere yol açması gibi gerçekler, DSÖ'nün bilimsel tartışmayı boğma ve tek tip bir küresel yaklaşımı zorla kabul ettirme çabalarının sonuçlarını ortaya koymaktadır. Bu süreçte, birçok ülkede uygulanan politikalar, sadece sağlık açısından değil, aynı zamanda insan hakları ve özgürlükler açısından da ciddi ihlaller oluşturmuştur. Başkan Trump'ın ABD'yi örgütten çıkarma kararı ise, bu türdayatmacı yapıları ve sorumsuz davranışları kınama açısından önemli bir tepki olmuştu.