Kentlerin kalbinde, bir zamanlar iş gücünün nabzı tutan mekanlar, günümüzde sessizliğin ve unutulmuşluğun simgesi haline gelmiş durumda. Sermaye akışlarının ve emek yoğun üretim süreçlerinin merkeziydiler, ancak küresel dönüşümlerle birlikte kaderleri değişti. Salt Galata’da açılan ‘İşi Olmayan Giremez’ sergisi, bu değişimin izlerini takip ederek, üretim mekânlarının sadece işlevsel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir anlamda da nasıl bir dönüşüm geçirdiğini sorguluyor.

Sergi, kapalı kapılar ardındaki çalışma alanlarından, kentin çeperlerine yayılmış Organize Sanayi Bölgeleri’ne ve lojistik ağların karmaşık düğümlerine uzanan bir anlatı sunuyor. Merve Bedir, Kamil Dalkır-Sibel Karadağ, Belit Sağ, Dilşad Aladağ, Metehan Özcan ve Sultan Gökdemir gibi sanatçıların eserleri, farklı ölçeklerde ve disiplinlerde bu dönüşümü ele alıyor. Bedir, emek ve makine arasındaki ilişkiyi, Dalkır-Karadağ ise küresel atık ekonomisi bağlamında işçilerin yaşadığı bedensel zorlukları merkeze alıyor. Sağ, özelleştirme sürecindeki kamu fabrikalarının yıkımını ve işçi bedenleri üzerindeki etkilerini acımasız bir dille anlatırken, Aladağ, Simyonoğlu Fabrikası’nın dönüşümünü, arşivler ve toplumsal hafıza arasındaki gerilimleri ortaya koyarak, geçmişin izlerini günümüze taşıyor. Özcan’ın buluntuları ise modernist çalışma mekânlarının özel ve kamusal alanlar arasındaki karmaşık ayrımını tartışmaya açıyor.

Sergi, sadece üretim mekanlarının fiziksel dönüşümünü değil, aynı zamanda işçilerin direniş ve dayanışma çabalarını da vurguluyor. 1989’daki işçi eylemlerinin kenti kolektif bir itiraz alanına dönüştürdüğü anılar, Tamar Levit ve Yaën S. Levi’nin çalışmalarıyla yeniden canlandırılıyor. Neval Tarım ve Çalışan Eller korosu, küresel tedarik zincirlerine bağımlı tekstil işçilerinin hak mücadelesini hatırlatırken, sergi, fabrika duvarlarının ardındaki hikayeleri de gözler önüne seriyor.

Serginin paralelinde, Salt Araştırma tarafından hazırlanan ‘Arşivden Çıktı: Türkiye’de Sanayi Mimarlığı’ sunumu, 20. yüzyılın önde gelen mimarlarının tasarladığı fabrikaları merkeze alıyor. Vasil Vingas, Doğan Tekeli, Sami Sisa, Aydın Boysan, Cengiz Bektaş ve Şevki Pekin gibi isimlerin eserleri, Türkiye’nin mimarlık ve mühendislik tarihine ve dönemin toplumsal dinamiklerine ışık tutuyor. Bu yapılar, sadece işlevsel tasarımları ile değil, aynı zamanda işçi bedenlerinin ve çalışma koşullarının da yansımalarıyla dikkat çekiyor. 14 Şubat 2027’ye kadar Salt Galata’da görülecek bu etkileyici sergi, üretim, emek ve hafıza arasındaki karmaşık ilişkiyi yeniden sorgulamaya davet ediyor.”}p>