Chantilly Şatosu'nun duvarları, sadece bir mirasın değil, aynı zamanda bir suç hikayesinin de sahnesini oluşturuyor. 1926'da gerçekleşen, şatonun güvenlik sistemini alt eden ve tarihin akışını değiştiren bir gece baskınının ardından ortaya çıkan 'Grand Condé', 3 Ocak'a kadar müzenin zvezinde sergilenecek. Bu dokuz karatlık, armut şeklindeki pembe elmas, uzun yıllar boyunca kimliğini ve kökenlerini gizledi.

Elmasın hikayesi, Fransız Devrimi'nden sonra bile sürdürülen bir gizemle iç içe geçmiştir. Hırsızların kaldığı oteldeki bir hizmetçinin, elmadan bir ısırık almasıyla bulunan bu değerli taş, o dönemde Avrupa'da müze ve sanat eserlerine yönelik artan soygunların bir habercisi gibiydi. Avrupa'nın son 12 mesi içerisinde, Louvre gibi ikonik müzelerden değerli eserlerin çalınmasıyla birlikte, güvenliğin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren olaylar zinciri oluştu. Bu tür olaylar, güvenlik önlemlerinin yeniden gözden geçirilmesine neden oldu.

Müzenin direktörü Mathieu Deldicque, elmanın hikayesinin abartılı görünse de, o dönemde gazetelerde geniş yankı bulduğunu vurguluyor. Elmasın etrafında gerçekleştirilen kapsamlı akademik çalışmalar, mücevherin kökenleri ve çalınmasıyla ilgili daha önce görülmemiş arşiv materyalleri, serginin önemli bir parçası olacak. Doğal olarak oluşan pembe elmaslar, nadirliği ve değerleriyle dikkat çekiyor; bazıları on milyonlarca dolara satılıyor. 2017'de Sotheby's'te açık artırmada 71,2 milyon dolara satılan bir pembe elmas, bu tür mücevherlerin potansiyelini gözler önüne seriyor.

‘Grand Condé’nin kesin kökenleri hala bir gizem olarak devam ediyor. İlk olarak 1740 yılında, Condé Prensi Louis Henri de Bourbon'un envanterinde adı geçiyor. Bu, elmanın yüzyıllar önce, şatonun en önemli ailelerinden birinin malikanesinde yer almış olduğunu gösteriyor. Müze ziyaretçileri, bu eşsiz tarihi eseri ve onun karmaşık hikayesini 3 Ocak'a kadar Chantilly Şatosu'ndaki Condé Müzesi'nde deneyimleme fırsatı bulacaklar.