İBB eksenli ‘Suç Örgütü Lideri’ olarak sürdürülen yargılama sürecinde Ekrem İmamoğlu, ilk andan itibaren duruşmalara farklı bir yaklaşım sergileyerek, bir şova dönüştürdü. ‘Cumhurbaşkanı adayı’ olarak savcıları ve mahkeme heyetini hedef alan söylemleri ve iddialarıyla dikkatleri üzerine çekti. Savunma yapacağı ve canlı verileceği gerekçeleriyle kıyametleri kopardı, ardından kurduğu sistemin para kaynaklarını ortaya çıkan iş adamları üzerinden kullanmaya başladı. Bu durum, partili birçok belediyede yaşanan yolsuzluk operasyonları ve yeni tutuklamalarla gölgeleniyordu.
Dışarıda kurdurduğu Yeni Parti'nin siyaseti, İmamoğlu'nun umurunda görünmezdi. İnsanlar açıkça ‘rüşvet verdim’ itirafında bulunurken, MASAK raporlarına rağmen pervasızlığı sürdürdü. Fon skandalı ise bir ilaç gibi geldi. Bu skandal, basit bir borsa manipülasyonunun çok ötesinde bir ilişki ağına işaret ediyordu. Borsa merkezli fon skandalının farklı ayağı, denetim gerektiren kurumları, AK Parti içindeki açgözlü siyasetçileri ve küresel güç merkezlerini kapsıyordu. Bu tablo, Yeni Parti ve lideri Ekrem İmamoğlu için bir fırsat olarak değerlendiriliyordu.
Savunması bittikten sonra, İmamoğlu'nun rahatlığı dikkat çekiciydi. ‘Dreyfus olmayı’ hayal etmedi, Fondaş medyası manşetlere taşıyacak söz bulamadı. Oysa somut yolsuzluk ve rüşvet iddialarına rağmen bu rahatlıkla duruyordu. Sanki karşısında 17-25 Aralık yargı darbesinden sonra FETÖ'cülerin dolduruşa getirdiği ve “Başbakan ülkeyi terk edecek, hükümet bize kalacak” diyen CHP'liler vardı. Geçmişte olanlardan hiç ders almadığı açıkça görülüyordu. Bu rahatlıkla coşup, İstiklal Marşı'nın bazı dizelerinden kendine pay çıkartarak, ‘Bayılıyorum buna ya. Bayılıyorum yani. Bunu benim için yazdı diyorum biliyor musunuz?’ şeklinde pervasızca ifadeler kullanıyordu.