Türk basın tarihinin çarpıcı figürlerinden Bekir Coşkun’un hayatı, hem kişisel hem de profesyonel anlamda sıra dışı bir yolculuktu. 1945’te Şanlıurfa’nın Tülmen köyünde doğan Coşkun, hayatının her evresinde özgürlüğe, adaletli ifadeye ve sanata olan tutkusunu korumuştu. 2 bin 190 gün süren, hayatının son anlarına kadar devam eden bu hüzünlü hikaye, hem sevenlerinin hem de basına duyduğu saygının bir yansıması olarak kalıcı bir iz bırakmıştır.

Coşkun’un hayatının ilk dönemleri, doğduğu topraklara olan bağlılığı ve eğitimle şekillenmiştir. Atatürk’ün doğum günlerini kutlamaması, onun değerlerini ve ideallerini ortaya koyan bir işaret olarak yorumlanabilir. Gazeteciliğe adım atarken TRT’de Fransız asıllı Türk vatandaşı Andree ile kurduğu özel bağ, hayatının en değerli ilişkilerinden biriydi. İki misli ücretle ajansa transfer etmesi, Andree’ye olan bağlılığının ve fedakarlığının bir göstergesiydi. “Her şeyin ilacı zamandır” sözü, Coşkun’un yaşam felsefesine de yansımış, zorluklara karşı yılmayan, optimist bir duruş sergilemiştir. Köyden kentlere, ajandan gazete, televizyona uzanan kariyeri boyunca, hem yetenekli bir yazar hem de stratejik bir lider olarak öne çıkmıştır.

Coşkun’un gazetecilik hayatı, iktidar dengelerinin ve basının özgürlüğünün ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren önemli bir örnek teşkil eder. ‘’9. Köy’’ adını verdiği köşesiyle tanınan, ‘’10. Köy’’de yayın hayatına başlamış, ‘’Hayır’’ diyerek iktidara karşı durmuş ve bu nedenle işinden ayrılmıştı. SÖZCÜ’deki özgür yazılarıyla uzun yıllar boyunca mutlu bir dönem geçirmiş, Cunda’da deniz tutkusunu ve Kuzey Ege hayranlığını yaşamıştır. Ancak, ilerleyen yaşlarında alzeym hastalığının başlaması, hayatını daha da zorlaştırmış, acılarla dolu uykusuz geceleri yaşamasına neden olmuştu. Yanında Andree, köpekleri Postal ve Suşi, “Hırpani” adını verdikleri kedi gibi sevimli dostlarıyla birlikte, hayatın zorluklarına karşı umudunu kaybetmemiş, okuyucularına ilham vermeye devam etmiştir.

<

Bekir Coşkun’un mirası, sadece yazılarıyla değil, aynı zamanda hayat felsefesiyle de yaşamaya devam ediyor. Türkiye’nin ilk kaptan ehliyetini alan gazetecilerden biri olarak, deniz tutkusu ve özgürlük arayışı, onun en önemli özelliklerinden biriydi. ‘’Bir yazımdan sonra dönemin Başbakanı benim için ‘Bu ülkeyi terk etsin’ dedi. Resmi ağızdan Türkiye’den kovulmak istenen ilk gazeteci ünvanı aldım.’’ ifadesi, basın özgürlüğünün ne kadar değerli olduğunu ve baskılara karşı direnmeyi ne kadar gerektirdiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Coşkun’un hayatı, basına duyulan saygıyı, dostlukları, aşkı, özgürlük tutkusunu ve unutulmaz yazılarıyla sonsuza kadar yaşayacaktır.