Menzil cemaati içindeki karmaşık ilişkiler, şimdiye kadar gözden kaçan bir gerilimin yüzeye taşınmasıyla daha da yoğunlaşıyor. Cemaatin liderleri arasında yaşanan çekişmeler, yönetimdeki kontrolü sağlamak ve kaynaklara ulaşmak amacıyla kardeşler arasında şiddetli bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Bu durum, cemaatin etkisini genişletme çabalarıyla birlikte, toplumdaki dini yapıların artan gücü konusundaki tartışmaları da yeniden gündeme getiriyor.

Saki Elhüseyni’nin, cemaatin yönetimini elinde tutmak için kardeşlerine zorlayıcı bir yaklaşım sergilemesi, gerilimin doruk noktasına ulaşmasına neden oldu. Eğitim-İş Bursa Şubesi'nin dikkat çektiği üzere, Saki’nin bu tavrı, cemaatin yönetim yapısında bir değişiklik talep etmesini, aynı zamanda cemaat üyeleri arasında da ayrışmaya yol açtı. Özellikle, cemaatin finansal gücünü kontrol eden “Dehlevi Petrol A.Ş.”’nin yönetimi üzerinde yaşanan çekişmeler, kardeşler arasındaki çatışmayı daha da derinleştirdi. Holdingin sermayesindeki astronomik artışlar, cemaatin mali gücünü ve etkisini daha da yükseltirken, bu durum da kardeşler arasındaki rekabeti körükledi.

Bursa’da yapılan yeni yerleşke projesi, cemaatin gücünü gösterme ve genişleme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Eğitim-İş Bursa Şubesi’nin açıklaması, Orhangazi’de 180 dönümlük bir araziye kurulan külliyenin, cemaatin etkisini artırma amacını taşıdığını gösteriyor. Ancak, şube Başkanı Özkan Röna’nın bu projeye yönelik eleştirileri, cemaatin kamusal alanlara yönelik artan etkisine ve bunun eğitim sistemine olan olumsuz sonuçlarına dikkat çekiyor. Röna’nın vurguladığı gibi, yoksulluğun dini yapıların bir bağımlılık alanı haline gelmesi ve kamusal alanların tarikatlara bırakılması, Cumhuriyet değerlerine bir tehdit oluşturuyor.

Özkan Röna’nın ifade ettiği gibi, “Mesele, yoksulluğun örgütlü dini yapılar için bir bağımlılık alanına dönüştürülmesi; Cumhuriyet’in kamusal alanının adım adım tasfiye edilmesidir.” Bu durum, cemaatin faaliyetlerinin, eğitim sisteminin ve kamusal yaşamın geleceği için ciddi bir risk oluşturuyor. Bursa’nın, şeyhlerin ve tarikatların ‘üs bölgesi’ olarak kullanılmasına karşı duruş, laik, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışını savunmanın bir ifadesi olarak kabul görüyor. Bursa’nın, Cumhuriyet’in kentinin kalıcı ve özgün kimliğini koruması gerektiği vurgusu, benzer sorunlarla karşılaşabilecek diğer şehirler için de önemli bir örnek teşkil ediyor.