Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’un göz boyu projelerinden birine daha imza atmak üzere İstanbul Üniversitesi Hastanesi Çapa Yerleşkesi’nde toplu bir açılış ve temellerinin atılması törenine katıldı. Bu anlamlı günde, sağlık alanındaki stratejik yatırımlarla ülkenin sağlık gücünün daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacak olan yeni tesislerin açılışını yaparken, aynı zamanda geleceğin hekimlerini ve sağlık çalışanlarını da cesaretlendirdi.

Törenin merkezinde, İstanbul Üniversitesinin Çapa ve Esenyurt yerleşkelerinde yer alan yeni Dahiliye Hastanesi ile Esenyurt Hastanesi’nin resmi açılışı yapıldı. Aynı zamanda Ortopedi, Travmatoloji ve Cerrahi 2 Hastanesi’nin temelleri atılırken, Deniz Abdal Camii’nin inşaatına da başlandı. Bu kapsamlı projeler, İstanbul’a ve tüm ülkeye sağlık hizmetlerinin daha da yaygınlaşması için yapılan önemli bir yatırımdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eserlerin şehre ve ülkeye hayırlı olmasını dileyerek, bu yatırımların hem vatandaşlarımıza hem de sağlık çalışanlarımıza hizmet edeceğine inanç belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlık çalışanlarının ve İstanbulluların katılımıyla gerçekleşen törende, sağlık hizmetlerinin en nitelikli şekilde vatandaşlarımıza sunulmasının her zaman öncelikleri olduğunu vurguladı. 2026 yılına kadar 38 bin hekim dışı personel alımının yapılacağını müjdesiyle, sağlık sektöründe önemli bir hamlenin başlatıldığını duyurdu. Bu alım, özellikle bölgemizin ihtiyaç duyduğu sağlık personelinin artırılmasına katkı sağlayacak ve sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da yükseltecektir. Erdoğan, hekim ve cerrahlardan hasta bakıcılarımıza, hemşirelerimizden idari personelimize, yeni hastanelerimizde görev yapacak tüm kardeşlerime üstün başarılar temennisinde bulundu ve her birine rabbinden sağlık ve bereketler niyaz etti.

Bu konuşmanın başında, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin tıp alanındaki köklü mirasını ve Anadolu’nun şifacı kimliğini vurgulayarak, bu alandaki başarıların devam etmesi için gerekli adımların atıldığını ifade etti. Tıp sahasında Avrupa’da Orta Çağ’ın en karanlık sahneleri yaşanırken, Anadolu’nun bimarhaneleri, şifahaneleri ve daha pek çok kurumuyla 13. asırdan itibaren bu alanda adeta temayüz ettiğini hatırlattı. İstanbul Tıp Fakültesi’nin de ecdadın emaneti olduğunu ve bu fakültenin, Memalik-i Mahruse-i Şahane olarak adlandırılan Cihan Devleti Osmanlı’nın bize emanet ettiği kurumlardan biri olduğunu vurguladı. İlk etapta Sultan Fatih’in emriyle kurulan ve bu fakültenin nüvesini oluşturan Fatih Darüşşifası’nda tıp eğitiminin ilk izleri görüldüğünü ve daha sonra Sultan II. Mahmud tarafından inşa ettirilen Tophane-i Amire ile ilk modern tıp fakültemiz burada hayat bulduğunu ifade etti. Cerrahhane-i Amire’nin de eklenmesiyle bu köklü kurum, 1839 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve Darülfünun Tıp Fakültesi adlarını almış, devamında ise İstanbul Tıp Fakültesi olarak hizmet vermiştir. Bu tarihsel akışı, devlet geleneğimizde devamlılığın önemini ve ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesini hatırlatarak vurguladı. 14 Mart 1919’da Hikmet Bey ve arkadaşlarının Tıbbiye-i Şahane binasında dalgalandırdığı Türk bayrağı, esarete boyun eğmeyeceğimizin tüm dünyaya ilanı olmuştur. Kızılayımızın, Yeşilayımızın ve diğer sivil müesseselerin Milli Mücadele yıllarında ortaya koyduğu seferberlik ruhu, bu kurumlarda adeta vücut bulmuştur. Kovid-19 salgınından 16 Şubat depremlerine kadar bu ruh her seferinde ortaya çıkmıştır. İstanbul Tıp Fakültesi, 200. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak olmasının da gurur kaynağı olduğunu belirterek, mensuplarını tebrik etti ve milletimize şifa dağıtmaya devam edeceğine inanç belirtti.”}