Gökyüzü sonsuzluğa uzanır, her bir yıldız bir yolculuğu simgeler. Hayat, bu yolculuğun sadece bir durağıdır; bir başlangıç, bir bitiş, bir de yansıma. Bütün canlılar, bu kadim döngünün bir parçasıdır, ölüm, bir sonuca işaret ederken, hayat, her anın değerini hatırlatır. Bir kul, dünyevi arzularından arınmış, ecelsiz bir kul olmak, nihai hedefe ulaşmanın tek yoludur.

Hüsamettin Cindoruk'un hikayesi, Türkiye siyasetinin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Doğruyol Partisi'nin yükselişine tanıklık etmiş, Milletvekili olarak mecliste çalkantılı tartışmalara dahil olmuş, Turgut Özal'ın eleştirmenlerinden biri haline gelmiştir. Ancak siyasi arenanın karmaşası, Cindoruk'un kişiliğinin sadece bir yansımasıdır. Yassıada'da savunduğu siyasetçilerin isimleriyle, adalet arayışıyla, adeta bir yaşam destanı oluşturmuştur.

Yassıada'nın karanlık atmosferi, iki avukatın –Cindoruk ve Asal– çaresizliğini ve cesaretini bir araya getirmişti. Bir yandan, darbeci rejim karşıtı mücadele veriyor, diğer yandan, barınma sorununu aşmak için Beyoğlu'nun dar sokaklarında hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Kallavi Sokak'taki Devran Otel'in Karadenizli sahibi tarafından sağlanan iki oda, onların mücadelelerine bir liman olmuştu. Otelin yaşlı Rum kâtibi, onların tehlikeleri önceden haber vererek, hayatta kalmalarına yardımcı oluyordu. Bu olaylar, Cindoruk'un hayatında unutulmaz anılar olarak yerini almıştır.

Cindoruk'un Yassıada'daki avukatlık günleri, sadece hukuki bir görevden ibaret değildi. Aynı zamanda, siyasi bir sınavdır. Mahkeme başkanı Salim Başol'un