İstanbul’un imar planları ve idari süreçlerle ilgili yürütülen geniş çaplı soruşturma, bugün mahkeme salonlarında yeni bir döneme girdi. “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” olarak adlandırılan ve 68 tutuklu, 414 sanığı kapsayan davada, Cumhuriyet Savcısı’nın yaptığı aylık tutukluluk incelemesi sonucunda, bazı sanıkların tahliyesi için talepte bulundu. Bu talep, davadaki oyuncuların stratejik hamlesi olarak değerlendiriliyor.

Mahkeme heyeti, duruşmaya ara vererek bu talebi dikkatle değerlendirmeye aldı. Savcının, iş insanı Yunus Göçer, yapımcı Hasan Yalaz, Kültür AŞ Bilgi Teknolojileri Müdürü Erdinç Çolak, eski İBB Medya AŞ Genel Müdürü İpek Elif Atayman ve reklamcı Alper Aydın isimli sanıkların tahliyesini talep etmesi, davadaki dinamikleri önemli ölçüde değiştirdi. Sanıklar Ramazan Gülten, İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı, savunmalarında iddialara karşı argümanlarını sunarken, hukukun üstünlüğüne vurgu yaptı.

Ramazan Gülten, savunmasında, iddiaların kendisine yönelik somut bir delille desteklenmediğini belirterek, “Hakkımda anlatılan olayların hiçbirinde doğrudan tarafı olduğum bir eylem ortaya konulmamıştır. İsnatlar yalnızca görev ünvanım ve yürüttüğüm idari süreçler üzerinden kurulmaya çalışılmıştır. Bir kamu görevlisinin sadece yaptığı görev ve taşıdığı ünvan üzerinden suçla ilişkilendirilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz” şeklinde önemli bir açıklama yaptı. Sanık Gülten, 6 yıllık İBB görev süresi ve mal varlığına da değinerek, suçlamaları kesin olarak reddetti ve tahliyesini talep etti. Sanıkların avukatlarının da bu argümanları desteklemesi, tahliye talebinin gücünü artırdı.

Savcının, dosyanın mevcut durumu ve delil analizleri ışığında yaptığı değerlendirmeler sonucunda, sanıkların tahliyesini talep etmesi, mahkeme heyetini duruşmaya yeniden açmaya yöneltti. Bu gelişme, soruşturmanın ve yargılama sürecinin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Mahkeme heyeti, sanıkların tahliye talebini değerlendirmek üzere kısa bir süre içerisinde duruşmaya devam etme kararı aldı. Bu durum, davada yeni bir jenerasyonun ortaya çıkışının sinyali mi yoksa savcının stratejik hamlesi mi, sorusunu beraberinde getiriyor.