Türkiye’nin ilaç piyasasındaki şeffaflık tartışmaları, şimdiye kadar duyurulmayan bir senaryoyu gün yüzüne çıkarıyor. İddiaya göre, Osman Arıkan Nacar adıyla yürütülen bir operasyonun merkezinde, 20 milyar liralık kaçak soruşturmasıyla başlayan bir zincirleme olay, Sağlık Bakanlığı’nın üst kademelerinde ve özel şirketler arasında karmaşık bir rant ağının oluşmasına zemin hazırlamış. Bu ağ, yüksek fiyatlı ithal ilaçların hedeflenmesi ve ardından bu ilaçların hisselerinin hızla değerlenerek çıkarılması üzerine kurulu.
İYİ Parti’nin açıklamalarıyla ortaya çıkan iddialara göre, Nacar, İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nda görev yaparken, SGK Genel Müdürü İsmet Köksal ve eski Aile Bakan Yardımcısı ile birlikte, akıllı kanser ilaçlarına astronomik fiyatlar koyulmasına öncülük etmiş. Ali Göl’ün adı da bu operasyonun merkezine yerleşmiş; Göl’ün kurduğu şirketlerin hisseleri, kısa sürede 10 milyar lirayı aşarak hızla değerlenmiş ve ardından beklenmedik bir şekilde çöküş yaşanarak büyük miktarlarda rant elde edilmiş. Bu durum, devletin vatandaşa ödemediği yüksek fiyatların, şebekenin kasasına girmesine neden olmuş.
Bu karmaşık yapının içerisinde, Silopi’deki verem savaş dispanserinde pratisyen hekim olarak görev yapan Osman Arıkan Nacar, AKP iktidarı döneminde kurumun başına getirilmiş, ardından da İsmet Köksal, İŞKUR’da çalışırken SGK Genel Müdürü olarak atanmış ve bu rant ağının en önemli aktörleri haline gelmiş. Bu üçlü, yurt dışından akıllı ilaç ithalatı yapan Ali Göl’ü de yanlarına alarak, şirketin hisselerini manipüle ederek büyük gelirler elde etmişlerdir. Kuyaş şirketinde de benzer rant operasyonlarının yürütüldüğü iddia ediliyor.
Olayın ortaya çıkmasıyla birlikte, soruşturmalar hızla devam ediyor ve bu süreçte, kamuoyunun büyük bir merakla beklediği detaylar da gün yüzüne çıkarılıyor. Bu iddiaların doğruluğu, Türkiye’nin ilaç piyasasında şeffaflık ve hesap verebilirlik konusundaki tartışmaları daha da derinleştirecek ve gelecekte benzer olayların önüne geçilmesi için önemli adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Bu operasyon, sadece mali kayıpların değil, aynı zamanda sağlık hizmetlerinin kalitesi ve erişilebilirliği açısından da ciddi sonuçlar doğurabilecek bir körfez olayının habercisi gibi duruyor.